Yılın yazı dizisi devam ediyor

Terör bir minibüsün içinde onu bulduğunda daha 9 aylıktı. Annesi öldü, o ise doktorların çabasıyla hayata döndü. Cici bir kız oldu ama vücudundaki izler vahşeti hatırlatacak

Zeynep daha bebekken bombalarla tanıştı. Türkiye annesini teröre kurban veren Zeynep Bebek için dua etti. Yürüyemez denen ve minicik vücudu ile direnen Zeynep, artık yeni bir hayata doğru koşmaya başladı. Tarih 16 Eylül 2010'du. Hakkâri'nin Geçitli köyü yakınlarında yola döşenen mayın, köy minibüsünün geçişi sırasında patladı. Olayda 14 kişi öldü, 4 kişi de yaralandı. İşte o yaralılar içinde annesinin kucağındaki henüz 9 aylık Zeynep bebek de vardı. Annesi Şirin Kurt daha 23 yaşındaydı ve patlamada o da hayatını kaybetti. Zeynep Bebek'in bombanın etkisiyle savrulan vücudu, çok yara almıştı özellikle ayaklarında derin yaralar bulunuyordu.



"YAPANLAR İNSAN DEĞİL"
Ambulans helikopterle hastaneye götürülürken babasına haber verildi. O trafik kazası zannediyordu, minicik bebeğinin terör hedef olacağını hiç düşünmedi. Sonra kötü haber geldi eşini oracıkta kaybetmişti. Zeynep Bebek için bütün Türkiye dua etmeye başladı. Tam 22 gün yoğun bakımda kaldı. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde doktorlar büyük uğraş verdi. Gözlerini açtığında ilk cümlesi "anne" oldu. Ama annesi artık yoktu. Tam ilk adımlarını atması beklenirken onun için bacaklarının kesilip kesilmeyeceği kararı alınıyordu. Her şeye direndi, hızla iyileşmeye başladı. Taburcu olduğunda içine kapanık buruk ve ne yapacağını bilmez haldeydi. Hâlâ en ufak bir sesten ürküyor. İleride yaşadıklarını muhtemelen hiç hatırlamayacak ama hayatı boyunca vücunda kalan izler ona bunu hatırlatacak. Babası Hamit Kurt kızı için şimdi yeni bir hayat kurmaya çalışıyor ve "Bunu yapanlar insan olamaz" diyor.

IŞIĞI GİTTİ UMUDU ASLA
Adı Abdurrahman'dı ama gözlerinin rengi nedeniyle herkes onu "maviş" diye çağırıyordu. Aynı göz rengine sahip çocukları bile... 29 yaşında ve terziydi, geleceğe gözlerinin renginin simgelediği umutla bakıyordu ama İngiliz Konsolosluğu'ndaki intihar saldırısında hayatı karardı. 20 Kasım 2003 günü diktiği pantalonları müşterilere vermek için Beyoğlu'na gitti. Otomobilden inerken o korkunç patlama oldu. Gözleri cam kırıklarıyla doldu. Üzerine fırlayan arkadaşının ölümünü hissetti. Ama o andan sonra hiçbir şey göremedi. Son gördüğü şey; intihar saldırısını yapan kişinin sanki düğüne gider gibi kamyonun sürücü koltuğunda garip, yüksek sesli anormal kahkahalar atmasıydı. O yüzü hiç unutmuyor. O an kör olmuştu. Hastaneye kaldırıldığında büyük acılar çekiyordu, yüzüne yapışan camların temizlenmesi haftalar aldı. 20'ye yakın dikiş atıldı ancak o günün hatırası camlar bugün bile yüzünde duruyor. 10 gün hastanede kaldı. Yeşilkartı ile tedavisi sürdürüldü doktorlar ona kör olduğu ancak kornea nakli ile yeniden görebileceğini söylediler. Ancak parası yoktu ve o tarihte yeşil kartı ile kornea nakli yapılamıyordu. 15 milyarlık fatura için İngiliz Konsolosluğu dahil her yere başvurdu. İngiliz Konsolosluğu ona yardım olarak yalnızca 275 sterlin (775 TL) verdi.

YÜZÜNDEKİ ACI HATIRA

Abdurrahman Aydoğdu'nun o günkü çığlığı yaptığım haberle SABAH'ın manşetinde yer alınca hastaneler onun tekrar görmesi için seferber oldular. İki yıl sonra aranan kornea geldi. Yeni bir umut vardı artık. Ancak bandajlar sökülüp gözleri açıldığında sonuç hiç de beklendiği gibi olmadı. Retinası zarar gördüğü için nakledilen kornea pek bir işe yaramadı. Şimdi yalnızca ışığı görebiliyor. Hayalleri söndü, İstanbul'da beş çocuğuna bakamayacağı için Mardin'e taşındı. Onun sönen hayallerini çocuklarının yaşatmasını bekliyor. Hâlâ çok güçlü, ayakta. Gazi ilan edilmeyi bekliyor. Çocuklarıyla kurduğu yeni hayata dair umutları var: "Bombadan önce başka bir hayatım vardı şimdi başka bir hayata geçtim. Altı çocuğumun hepsi okuyor ama ben ise çalışamıyorum. Ve artık kimse bana 'maviş' demiyor. Teröristi şimdi görsem bile tanırım son gördüğüm yüz onunki. Kendisi toprak oldu ama bize de işkenceli bir dünya bıraktı" diyor.