ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Her ünlü Antalya'yı tadacaktır

Her canlının ölümü tadacağı gibi...
Olacağına bak, gene birtakım gürültüler kopmuş, Hülya Avşar'ı jüri başkanlığı için herhalde "yeterince entellektüel" bulmayan bir vatandaş jüriden ayrılmış falan filan.
Zarar yok, reklamın kötüsü olmaz! Gürültünün dozunu arttırınız.
Antalya Film Şenliği, Cannes, Venedik falan gibi şenliklere gıpta edilerek "bizim de kıyı kentlerimizden birinde bir sinema şenliğimiz olsun" düşüncesiyle yaratılmış bir taşra eğlencesidir.
Orada her yıl kötü filmler yarışırlar, en az kötü olan kazanır. Eskiden hepten berbat Yeşilçam filmleri yarışırlardı, "yeni Türk sineması" şimdi artık daha iyi filmler üretiyor, onlar yarışıyorlar.
Herhangi bir alanda "temayüz etmiş" ünlüler bu yarışmaya jüri üyesi olarak sırayla çağırılırlar, herkes bir heves gider, sonra herkes "yandım Allah" diyerek İstanbul'a döner, sonra bir daha da kimse kapılarını çalmaz, onlar da ikinci bir kere gitmeye hiç meraklı olmazlar.
Bendeniz bu hengâmede yirmi iki yıl önce bulundum.
Bir hafta kadar süreyle, millet cup cup denize atlarken, karanlık bir salonda birbirinden berbat bir sürü film izlemek zorunda bırakıldık.
Herbirimize birer masa verdiler, aramızda ikişer metre uzaklık, önümüzde de, sanki perdede not alınacak matah bir film oynuyormuş gibi, kalem kâğıt...
Jüri başkanı (adını vermeyelim de tatsızlık olmasın), içinde kalmış başkanlık tutkusuyla işin suyunu çıkarmış, kazık kadar insanlara bir başöğretmen edasıyla "önüne dön, sağa sola bakma, kendi aranızda konuşmayın" gibi emirler yağdırıyordu.
Gene adını vermeyelim de tatsızlık çıkmasın, o zamanların çok gözde, şimdilerde yıldızı sönmüş bir gazetecisi, Koç Holding'in yapımına yardımcı olduğu sıradan bir "yarı-belgesele" oyumu vermem için bana telefon etti. Rica falan da değil, düpedüz direktif verdi. Koç grubuyla ne gibi bir çıkar ilişkisi olduğunu anlayamamıştım...
Seyretmek zorunda kaldığımız çarçurlar bir yana, o yıl iki esaslı film çekişiyordu (biri iyi, öteki iyi olduğu varsayılan...)
Halit Refiğ'in "Karılar Koğuşu" ile Yusuf Kurçenli'nin "Karartma Geceleri"...
Birincisi Kemal Tahir'in, ikincisi Rıfat Ilgaz'ın romanından uyarlama.
(Daha sonra bu Karılar Koğuşu herhalde "avvv, ayıp oluyor" düşüncesiyle medyada "Kadınlar Koğuşu" yapıldı ve Kemal Tahir'in anısına bu suretle hakaret edildi. Birtakım zibidiler Türkçe'yi Kemal Tahir'den daha iyi biliyorlardı!)
Jüri ve kulisler, "sağcılar ve solcular" olarak ikiye bölünmüştü!
Bendeniz "sağcı" olduğum için oyumu, Milli Şef döneminde Malatya mapus damını ve orada komünistlikten yatan Kemal Tahir'i anlatan, içinde bol bol Nâzım Hikmet adı geçen, hatta duvarda Nâzım'ın kocaman bir portresi görülen Karılar Koğuşu'na verdim. (Şunun DVD'si bir türlü neden çıkmaz Türker Bey?)
Bazı hızlı arkadaşlar da, eser sahibi Rıfat Ilgaz olduğu ve Tarık Akan oynadığı için, Ertuğrul'un Papirüs Barı'ndaki "Kızılçam masası dayanışması" gereği, Karartma Geceleri'ne... O arada, Yavuz Turgul'un "Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni" adlı eli yüzü düzgün eseri de güme gitti.
Nâzım Hikmet, Kemal Tahir, Halit Refiğ ve haddim olmayarak bendeniz "sağcı" kabul edilmiştik, üstelik bize açıkça tavır da konulmuştu.
Bu heriflerden sıtkımın sıyrılması yeni bir şey midir sandınız?