HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

“Cumhur”suz Cumhurbaşkanlığı günleri...

Mart 1966...
27 Mayıs darbesinin Milli Birlik Komitesi Başkanı, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel artık komadadır.
Partiler, siyasiler, vesayet bürokrasisi telaş içindedir.
Derhal yeni bir Cumhurbaşkanı belirlemek gerekmektedir.
Telaş, onun telaşıdır.
Toplantılar, kulisler, pazarlıklar, itişme kakışmalar...
Ya halk ne demektedir?
Öyle bir şey yok!
Cumhuriyet tarihimiz boyunca 1 Temmuz 2014'e kadar kimse "cumhur"a başkanını sormamıştır.
Neyse biz hikâyemize dönelim..
***
Başbakan Süleyman Demirel bir akşam özel kalem müdürünü çağırır.
"Yürüyüşe çıkıyorum; arkamdan polis molis gelmesin!"
Demirel o alacakaranlıkta tek başına Genelkurmay'a yakın birkaç sokağa girip çıkar ve aradığı adresi bulur.
Aşağıdan zili çalar. Kapı açılır. İkinci kata çıkar.
Kapıyı Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay açar.
Şaşırmayın! O zamanlar genelkurmay başkanları Paşalar Sokak'taki kendi halinde bir lojman dairesinde otururlardı.
Kahveler söylenir, hoş beş sonrası Demirel konuyu açar. "Paşam gerek yaşınız ve tecrübeniz, gerek ülke sorunlarına vukufunuz dolayısıyla size talibiz." Tayyar Şafak'ın Tercüman gazetesinde 6 Ekim 1989'da aktardıklarına göre görüşmenin şöyle bir ayrıntısı da vardır.
Demirel "Ordunun siyasete müdahalesi Türkiye'ye neler kaybettirmiştir biliyorsunuz.
Biz bu ızdırabı kaldırmaya çalışıyoruz.
Bize yardımcı olun" der.
Anlaşırlar. Sunay, orduda bir kalkışma olursa, bastıracağı sözünü verir.
Ve 28 Mart 1966'da Cevdet Sunay meclis (!) tarafından Cumhurbaşkanı seçilir.
***

Belki gençler google'lamaya bile üşenebilirler.
Sonrasını özet olarak aktarayım...
Cevdet Sunay Çankaya Köşkü'nü sivil genelkurmay haline getirir. Zaten genel sekreteri de general Cihat Alpan'dır.
Nitekim yaklaşık beş yıl sonra 12 Mart Müdahalesi gelir. Birinci ve ikinci Nihat Erim ve Ferit Melen hükümetleri Cevdet Sunay ile vesayetçi resmi/sivil bürokrasinin ortak marifetleridir.
Bizim siyaset tarihimizdeki yüzlerce "yanlış"tan biri de bu hikâyedir.
O yüzden anlatayım, dedim.
Uzatmadan söyleyeyim...
Demokrasiyle ilgisi olmayan bu aldatış ve aldanışlar zincirini kırmanın yolu 16 Nisan'da "evet" demekten geçiyor.

***




NOT: Meraklısı bu gerçeklerin tamamını M. Serhan Yücel'in "Çankaya'dan Beştepe'ye:
Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı Seçimleri" adlı kitabından okuyabilir.