Rengi mi çekiyor beni?
Sanmam.
Çocukları çekermiş ama ben öyle bir şey hatırlamıyorum.
Ergenken şiddetli esmer kızların üzerinde gördüğüm sarı giysilerin büyüsünü hissederdim ama konumuzla ilgisi yok!
Ya tadı?
Tamam. Ekşi olan ne varsa, tabii limonla da aram hep iyi olmuştur.
Ama tavan arasındaki sandığı karıştırır gibi hafızamı karıştırıyorum.
Ömrüm etrafa saçılıyor yine de ekşi tatla ilgili derin bir düğüm noktası bulamıyorum.
Peki limon görünce çocuk gibi heyecanlanışım neden?
Neden bir kâseye koyulmuş üç limon gökyüzünden güneşi yanıma indirip koymuşum gibi bir duygu yaratıyor?
Neden artık geride kalan kasaba günlerimde bahçe duvarlarını aşıp sokağa taşan dalda limonlar içime sevinçler taşırdı?
***
Malum, şimdilerde ağzı laf yapan nörologlar, nöropsikologlar, beyinden bahsederek başkalarının meraklarını gıdıklayıp "zihin"lerini kendilerine saklayanlar pek moda...
Bilir misiniz, konu renklerin nörolojisine ve hafızaya karmaşık izlerle düğümlenmiş hazlara gelince bu tayfa fena tökezlerler.
Çünkü ölümüne kültüreldir bu meseleler.
Limbik sistem, nöronlar, beyin kimyası falan bunları anlamaya kâr etmez.
Hele renk dediğimiz ne ki, sen frekanslarla uğraşırken koskoca bir dilin ona ad bile vermediğini görür, şaşarsın.
Düşünün, "mavi"si olmayan diller var yahu; "sarı"sı bizim bildiğimiz sarı olmayan kültürler...
Frekansların, dalga boylarının, koni ve çomak hücrelerin varmış, neye yarar?
Ne sarıyı ne de limonla kurduğun bağı anlamaya fayda etmez hiçbiri!
***
Geçen akşam birden yerimden zıpladım.
Çünkü gözümün önünden çok eski bir hatıra bir film enstantanesi gibi gelip geçti.
Rahmetli ninem...
Allah'ın bana hediyesi; çocukluğumun hayat öğretmeni, birlikte saatlerce bıkmadan usanmadan konuşarak tarihi, insanı ve Kur'an'ı tanıdığım o güzel kadını hatırlayıverdim. (Ne zaman unuttum ki!
Hiç!)
Onun yarım limonlarını, mutlaka suyuna ve çayına bir limon dilimi koyuşunu...
Ninem, akik tespih ve çocuk başı gibi okşadığı limonlardı.
Bütün evlatlarının kaybının derin kederini tanıyıp 90'larının ortasına kadar yaşamış dertli bir kadının dünyayla bağıydı onlar.
Şimdi daha net anlıyorum.
Limon... O güzel meyve...
En esaslı hayat dersimin işareti, çengeli, iliklenen düğmesiydi.
Nineme özlemimdi, selamımdı, minnetimdi.
Bu kadar!
Böyle yazı mı olur? Olur!