HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Dinlemek, bakmak, koklamak diyecektim de...

Hah, bu güzel işte!
Her yer sakin.
Tatilciler daha toparlanıp yollara dökülmemiş.
Ya uykuyu uzatmışlar ya da kahvaltıyı...
O halde sabah sabah "haydiii şeker balı geldi!" diye bağıran karpuzcunun kamyonetinin yanından sıyrılıp zeytinlikler arasında gaz pedalını yormadan tatlı tatlı yol almanın tam zamanıdır.
Camları da açmalı...
Klima da neymiş!
Biraz akşam denizin vurduğu rüzgarla tepelerdeki dikenlere ve dağ kekiklerine kadar sinmiş iyot kokusu girsin içeri...
Bir de şu ağustos böceklerinin şamatası...
Doğrusu çok gürültücüler, nasıl da baş şişiriyorlar demek günah!
Biz de yıllar yıllar boyu toprak altında kalıp sonra birden kanat çıkartıp yeryüzünü görsek, kimbilir hiç susmadan ne şarkılar söylerdik!
Topu topu bir aylık ömürleri kaldı.
Dinlemeli, durmadan dinlemeli.
Ağustos böceklerini, rüzgarı, dalgaları, suyu...
Biliyor musunuz? Çok az dinliyoruz.
Yalnızca birbirimizi dinlemekten vazgeçmekle kalmadık; dünyaya kulak kabartmayı da unuttuk!
Varsa yoksa müzik!
***
Bir de bakmak var, diyeceğim de...
Çok yazdım.
Durup bakalım, bakmayı unutmayalım diye...
Görsel kültürün iyice baskınlaşması; günümüz insanının kocaman bir göz ve beyinde görme merkezinden ibaret hale gelmesi "baktığı"nı, daha doğrusu "bakabilme"yi becerdiğini göstermiyor.
Bakmak, seyretmek, temaşa, vd. Bunlar tefekkürün ilk adımları.
Ve bizim bugün görmek dediğimiz eylemle aynı şeyler değil.
Hepsini geçtim...
Şu satırları yazdığım sırada önümde olanı anlatayım...
Az ötemde bir ergen tabletten oyun oynuyordu.
Birden bire yerinden korkunç bir şey olmuşçasına sıçradı.
Sonra "böceek!" diye bağırdı.
Oysa az önce onun oturduğu yerdeydim. Zeytin ağacından oturduğu mindere doğru bir karınca ordusu yol yapmış erzak taşıyordu.
Belli ki, oturmadan önce etrafına bakmamış, kendini mindere atıp tablet bilgisayarını "izlemeye" başlamıştı.
Baksa, karıncaları görecek, oturmaktan vazgeçecek veya bir karınca yolunu şaşırıp da üzerinde yürümeye başladığında korkudan ölecek gibi olmayacaktı.
Hadi o çocuk sayılır daha!
Ya biz yetişkinler? Farklı mıyız?
***
Yine yerim yetmedi...
Oysa doğru düzgün ve dikkatle koklamayı da ihmal etmeye başladığımızı vurgulayacaktım.
Parfüm kokluyoruz.
Sabunlar, losyonlar, duş jelleri kokluyoruz ama dünyanın kokularını yavaş yavaş unutuyoruz.
Başka zamana artık...