MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Suriye bize demokrasinin değerini öğretmelidir

ABD Dışişleri Bakanı Clinton ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Lavrov Suriye'deki gelişmelere bir süre daha seyirci kalmak konusunda anlaştıklarına göre, bu yazı da savaşsız geçireceğiz demektir.
Olayın bizi doğrudan ilgilendiren yanı bu...
Kanımca akılcı davranış Türkiye-Suriye gerginliğinde tansiyonu düşürecek adımların atılması ve savaşçı söylemlere son verilmesidir.
Olayın Suriye halkını ilgilendiren yanına gelince ne diyebiliriz ki?
Komşumuzun bahtsız halkı "Rejimin selameti için" bundan sonra da tanklarla ve toplarla birlikte yaşamak zorunda...
Dünya siyasetinin acı gerçeği böyle işte...
Büyük devletlerin çıkarları ve çeşitli hesapları söz konusu olduğunda insanların karıncalardan farkı yoktur.
İndependent yazarı Fisk ne güzel özetlemiş durumu:

Suriye Cezayir'e model oldu
"- Kıdemli Arap askerlerine göre, Esad hâlâ Cezayir tarzı bir çözüm ümit ediyor. Cezayir'de demokratik seçimin iptalinden sonra ordu ve generaller ülkede isyancılara ve İslami gerillaya karşı acımasız bir savaş sürdürdü. 1990'lar boyunca, iktidarı ellerinde tutmak için işkence ve katliamlar yaptılar ve yaklaşık 200 bin kişinin ölümüne sebep oldular.
- Bu krizin ortasında Cezayir ordusu, Şam'a bir heyet gönderdi. Hafız el Esad'ın Suriye ordusundan 1982'de Hama'daki isyanı 20 bin kişinin ölümü pahasına nasıl bastırdıklarını öğrenmek istiyorlardı. Şu anda Esad rejiminin başındaki iç savaşa dikkat çekici derecede benzeyen Cezayir iç savaşı, günümüzde Suriye'de yaşanan trajedinin çoğu özelliğini gösteriyordu: boğazları kesilmiş bebekler, gizemli yarı-askeri "silahlı gruplar" tarafından katledilen aileler, hükümet güçleri tarafından bombalanan kasabalar.

İnsan hakları sadece laftı
- Ve Esad'ın adamlarının dikkatini en çok Batı'nın 90'larda bir yandan insan hakları konusunda şikayet ederken bir yandan da Cezayir rejimini silahla ve siyasi olarak cesaretlendirmesi çekti. Cezayir'in petrol ve gaz rezervleri sivil ölümlerinden daha önemliydi. Tıpkı o zaman olduğu gibi şimdi de Şam, Batı'nın ölümlere göz yumması için Suriye üzerinden geçen petrol ve gaza duyduğu arzuya güveniyor."
Bu durumları bildikten ve özümsedikten sonra, aklımızdan hiç çıkarmamamız gereken ezeli ve ebedi gerçeği de yeniden vurgulayalım.
Tarih ve coğrafya bizi Ortadoğulu olmaya mahkum etmiş.
Bugün Suriye'de "Rejimin selameti için" katledilenlerin haberlerini izlerken, aynı tablolara yakın ve uzak tarihimizde bizlerin de tanık olduğumuzu hiç unutmayalım.

Ortadoğu'nun uygulamaları
Dersim'i falan geride bıraktık.
20'nci yüzyılın ikinci yarısında bile başbakan asmadık mı, devlet malı silahlar yasa dışı örgütlere aktarılmadı mı, "Faili meçhul cinayetler"e "Devletin rutin dışı işleri" olarak bakılmadı mı?
Bu coğrafyada "İç düşmanlar" kavramı sade Suriye rejiminde mi var sanki?
Yapacaklarımız ve izleyeceğimiz yol bellidir. Demokrasiye, hukukun üstün olduğu özgürlükçü rejime hepimiz sahip çıkmalıyız.
Siyaseti hizmet için rekabet etmek yerine kavga etmek olarak algıladığımız zaman ülkenin yönetim biçimine bazen Amerika bazen cuntalar karar veriyor.

Avrupa Birliği hedeftir
Avrupa Birliği normları, bizim için sosyo-politik yaşamımızın kızıl elması olarak kalmalıdır.
İşte kendileriyle "Sıfır problemli" olmayı amaçladığımız komşularımızla ilişkilerimizin durumu ortada.
Soykırım felaketi yaşayan Yahudiler bile Ortadoğulu olunca Filistinlilere Almanların kendilerine baktığından farksız yaklaşmıyorlar mı?
Allah bizlere siyasi bilinç, Suriye halkına da sabır versin.