MEHMET BARLAS Sabah MEHMET BARLAS

Dünya politikasında artık “dün dündür bugün bugündür” ilkesi geçerli

Eskiden de "Düvel-i muazzama" denildiği zaman, söyledikleri ile yaptıkları çok farklı olan "Büyük devletler"den söz edilirdi. Bu durum değişmedi. Şimdi de "Büyük devletler" denilince başta Amerika olmak üzere, en yakın müttefiklerine bile ikiyüzlü davranan ülkeler akla geliyor.
Bunların son buluşu olan "Vekalet savaşları"nın Ortadoğu'yu ne tür bunalımlara ve trajedilere sahne kıldığını, yaşayarak görüyoruz.
Irak'ta sırf Saddam'ı destekledikleri için Sünni'lerin dışlanması ve Amerika'nın atadığı Maliki'nin Şiileri ağırlıklı egemenler kılan politikası İŞİD'in doğumuna neden olmadı mı? Şimdi de Suriye'de PKK'nın uzantısı olan PYD'yi silahlandırmaları, yarım yüzyıllık müttefikleri olan Türkiye'nin araya mesafe koymasına neden olmuyor mu?
Ancak dün de bugün de uluslararası ilişkilerin temel kurallarına, hiç olmazsa görünürde uyulurdu. Devletler arasındaki anlaşmaları kimse yok saymazdı. "Ahde vefa" temel bir kuraldı. Ülkelerin rejimleri değişse bile, dış politikada verilen sözler genellikle yok sayılmazdı. Ne var ki günümüzde "Dün dündür, bugün bugündür" çizgisi uluslararası ilişkilerin adeta temel ilkesi haline geliyor. Bunun baş aktörü ise Başkan Donald Trump yönetimindeki Amerika Birleşik Devletleri'dir.
Trump kendisinden önceki Başkan Obama'nın aldığı tüm kararları ve diğer ülkelerle varılan bütün uzlaşmaları yok saymayı, dış politikasının ana çizgisi haline getirmiş durumda. Mesela ilk adım olarak Obama'nın İran'la barışmayı amaçlayan açılımını yok saymış ve İran'ı yeniden düşman ilan etmişti.
Önceki gün de Miami'de Küba'dan göç edip Amerika'ya yerleşen kitleye dönük olarak yaptığı konuşmada, demokrasinin ve özgürlüklerin bulunmadığı gerekçesine dayalı olarak, Obama'nın ilan ettiği Küba ile barışma ve uzlaşma politikasını yok saydığını açıkladı. Buna karşı demokrasi ve özgürlükler konusunda Küba'dan pek farkı olmayan Suudi Arabistan'a silah satabildiği sürece, Amerika ile bu ülkenin arasından su sızmadığı da bir gerçek.
Demek ki hep tekrar ettiğimiz gibi öncelikle kendimize güvenmemiz, dış politikamızın da temel ilkesi olmak durumunda.