MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

“Know-how” yerine “know-who” ilkesini seçenlerin dünyası

Zaman zaman soyut düşünmek de gerekiyor.
Kişilere takıntılı yazılara ara verip büyük doğruları aramakta sayılamayacak kadar çok yarar vardır.

Adamını bul
Rahmetli Nejat Eczacıbaşı uzun yıllar süren gözlemlerini "Dünyada knowhow önemlidir, bizde ise know-who önemlidir" şeklinde özetlemişti. Gerçekten bilgisiz ve görgüsüz oldukları her davranışlarından anlaşılan insanların "Adamını bul" ilkesine dayalı yöntemleri ile toplumda ağırlıklı yer edindiklerini defalarca görmüşüzdür. Bu hastalıklı davranışın bir ileri aşamasında ise o kişi takıştığı insanlara "Benim kim olduğumu biliyor musun" diyerek, kabadayılık da yapar.

İnsan türleri
Bir de sırtını dayadığı iktidar sahibine güvenerek sağa sola dehşet saçanlar vardır. Aziz Nesin bu davranışı "İt kağnı gölgesinde yürür, kendi gölgesi sanırmış" şeklinde özetlemişti bir kitabının girişinde... Bütün bu değerlendirmeleri daha büyük bir genellemeye dayadığınız zaman, yeryüzünde iki tür insan ve iki tür toplumsal bakış açısı olduğunu söyleyebilirsiniz.

Birinci tür
Birinci türdekiler kendi yaptıklarına, kendi söylediklerine bakarlar, kendi dışındakilerle yarışırlar ve rekabet ederler. Bu yarışı "Onlar zaten öyle" deyip, kendi geriliklerine veya başarısızlıklarına bahane arayarak sürdürmezler. Gazetede köşe yazısı mı yazıyorlar? Kendi köşelerinde özgün, farklı, ileri şeyler söyleyerek yapıyorlar bu işi. Politika mı yapıyorlar? Bunu, kendi yaptıkları veya yapacakları icraatı ve farklı vizyonlarını anlatarak yapıyorlar.

Ağlamak yok
İşadamıysalar, öncü oluyorlar. "Rakiplerim batsın da, onların mallarını ucuza kapatayım" diye beklemiyorlar. Onların açtıkları alanlardan diğerleri de geliyor. Sanatçıysalar veya gösteri dünyasının insanları iseler, "Piyasayı kalitesizlik sardı" diye ağlamak yerine, kendileri en kaliteli olanı yapar.

İkinci tür
İkinci türün insanları ise yaptıkları ile değil, takıntıları ile var oluyorlar. Bunlar hakaret ettikleri, çamur attıkları insanların sayısı ile hatırlanıyor.
Politikacıysalar toplumun önünde açtıkları ufuklarla ve icraatları ile değil, rakipleri ile tepişmelerine bakılarak anılıyorlar. İktidar olmuşlarsa icraat yapmak yerine, neden icraat yapamadıklarının mazeretini seslendirerek vakitlerini harcıyorlar.
Bu ikinci tür insanların ve toplulukların başarısı, rakiplerinin başarısız olması halinde fark ediliyor.

Bahane yok
Aslında toplumlar da böyle değil mi? Geri kalmışlıklarının ve ilkelliklerinin nedenini özeleştiri yapıp anlamak ve kendilerini yenilemek yerine, bütün sorumluluğu ya "Emperyalizm"e ya da "Siyonizm"e bağlayan toplumlar yok mu bu coğrafyada? Yabancı ülkelerle işbirliği yapıp sinerji yaratmak yerine "Nasıl olsa bunların hepsi düşman. Bizim bizden başka dostumuz yok" diye yüzyıllarını ürküntü içinde geçiren geri kalmış ülkeleri hiç görmediniz mi?

Gelişmişlik
Modellerden birini seçmek, insanlara ve toplumlara bırakılmış neticede. Kimseye zorla bu modellerden biri benimsetilemiyor. Birinci türü oluşturan modeli gerçek kılmak tabii ki daha zor. Ama bu modelde yaşamak çok onurlu, çok verimli. Buna "Gelişmişlik" de deniliyor.