MEHMET BARLAS MEHMET BARLAS

Motoru durdurmadan otomobili tamir edebilir misiniz?

Ünlü kalp cerrahı müteveffa DeBakey'in otomobili arıza yapınca tamirciye gitmiş. Tamirci arabanın kaputunu açmış ve DeBakey'e dönerek sormuş:
"- Ben ve siz neredeyse aynı işleri yapıyoruz. Ben şimdi kaputu açtıktan sonra bir bakışta problemin nerde olduğunu anlayacağım, bujileri temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım... Söylesenize, nasıl oluyor da siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum?"
DeBakey gülerek cevap vermiş tamirciye:
"Anlattıklarının hepsini motor çalışıyorken yapmayı deneyebilir misin?"

Motoru durdurmamak
Siyasetçiler de DeBakey'in tanımladığı gibi, motoru durdurmadan hastalıkları onaran mesleğin sahipleri değil midir? Şu anda mesela Kuzey Irak Kürt Yönetiminin dünyanın gündemine soktuğu "Referandum Krizi" var. Bu krizi çözüme kavuştururken, motoru da durdurmamak gerekiyor. Yani krizi savaşa taşımadan ve ilgili tüm tarafların halklarına zarar vermeden bir çözüm üretmesi gerekiyor siyasetçilerin... Mesela Barzani'ye kızıp, aşırı söylemlerle tüm Kürtleri karşı tarafa itmemek de gerekiyor.

Akıl hocaları
Ama biz gazete yorumcuları bu krize yaklaşırken, sırtımızda yumurta küfesi olmadığı için, olayı zihnimizde dondururuz. Tepkimizi ve öfkemizi bulunduğumuz konuma göre rahatça seslendiririz. Daha sonra olacakları pek düşünmeyiz. Ve sorumluluğun ağır yükü altında ezilen siyasetçilere de "Şöyle yap" yahut "Böyle yapma" diye akıl veririz. Acaba bir operatör masadaki hastasına açık kalp ameliyatı yaparken, siz doktor olmasanız da ona "Şöyle yap, böyle yapma" diye akıl verebilir misiniz?

Arif Sami Toker'in yöntemi
Yani siyaset de benzerleri gibi çok boyutlu, uzmanlık ve deneyim gerektiren ve ağır sorumlulukların taşındığı bir meslektir... Yorumcuların da bu nitelikleri özümsemesi, ülkede istikrara katkıda bulunur.
Rahmetli bestekâr ve solist Arif Sami Toker, Anadolu turnelerinde "Gerçek dinleyiciler"e nasıl ulaştığını şöyle anlatmıştı bana...
"- Salonda sahneye çıktığım zaman şöyle bir bakarım dinleyicilere... Bunların arasında Türk müziğine düşkün olmayanların çoğunlukta bulunduğunu hissedersem, ya Itri'den, ya Hafız Post'tan ağır bir parça ile konsere başlarım. Sonra daha da ağırlaştırırım sıradaki parçaları. Birazdan, salonda boşalmalar başlar. Bu kadar yoğun alaturkaya dayanamayanlar, sessizce salonu terk ederler. İşte ben asıl konserime ondan sonra başlarım. Çünkü geride gerçek müzik severler ve Türk müziğini anlayanlar kalmıştır."
Keşke böyle bir eleme siyasete ilgi duyanlara ve kolayca "Bu doğru bu yanlış" diyebilenlere dönük olarak da yapılabilseydi...