İzmir'de kamuoyuna da yansıyan, CHP içindeki kısır, hatta çıtası tartışmalı, fikirsel zemini olmayan çatışmalar; genel olarak 'sosyal demokrat' cepheden yansıyan; ego merkezli, dağınık, güvensiz, ideolojisiz, parçalı bulutlu havanın özeti gibi. Biz dünkü yazımızın devamı niteliğinde, CHP'yi bir kenara bırakarak; bu coğrafyadaki 'sol' eksikliğe ya da tersinden 'sol' ihtiyaca, dikkat çekelim.
Aslında 'solsuz' olan 'sol', tam boynu bükük bir çocuk gibi. Bu tablonun kökleri, yine belki bugünlerde 'klişe' sayılabilecek, ama hiç aşılamayan bir yaklaşımla, hala 12 Eylül askeri darbesinde yatıyor. Darbe sonrasından günümüze uzanan tüm 'sol' serüvenlerde; halkın durduğu yeri, halkın ihtiyaçlarını bir türlü okuyamamak; 'sol'u, 'solculuktan' uzaklaştırdı. Bu uzaklaşma nedeniyle, sol hep gerileme içinde oldu.

DÖRT AYRI TEMEL EĞİLİM

Aşılamayan travmalar, kendi yarattığı travmaların içinde yitip gitti.
Sol, etkili söz üretmekte başarı elde edemediği gibi, Türkiye'nin inanç dünyasını derinden kavramakta da çok eksik kaldı.
Sol, sadece kendi kültürünü çoğaltırken; hayatta karşılığı olabilecek, hayatla buluşan politikalar üretmekten uzak kaldı.
Genel olarak, temel solun çemberinde, itiraz kültüründen faydalanıp, kendisini büyütmek isteyen 'sosyal demokrat' hareket ise 'darbeciliğe, otoriter arayışlara, devletçi, militarist' yaklaşımlara karşı; ciddi, alternatif bir politika yaratamadı.
Bu nedenle sosyal demokrasiyi, şu an temsil eden çatı parti bile, dört ayrı temel eğilimden oluştu. Zaten bu yalın tabloyu bugün doğru okuyamayanların, AK Parti'nin seçim başarısını anlamaları çok zor. Bunu anlamayanların bir bölümü, kendi travmalarını aşmak için, 'sol'u 'milliyetçilik' ile buluşturarak, kendilerine çözüm yolu üretme peşindeler. Evrensel çizgiden uzaklaşıp, 'sol milliyetçi' bir yön oluşturuyorlar. 'Sol milliyetçilik', gerçekte sol mudur; bu da ayrı bir tartışmanın konusu.Bir diğer yanda, ciddi olarak Kürt sorunu bekliyor. Barış ve çözüm süreci, yeni adımlar istiyor. Solculuk, bu alanda da çözüm üretmek konusunda, merkezdeki partinin, çok gerisinde kalıyor. Kürtlerin taleplerine yabancı olan 'milliyetçi sol' ise zaten kendi içinde kenetleniyor. Tuhaf bir manzara ortaya çıkıyor. Milliyetçilik ile ulusalcılık arasında bir sarkaç gibi sallanan, bir türlü 'evrensel sol' olamayan 'sol', herkesin üzerinde birleşeceği ve görüldüğü gibi tıkanıp kalıyor. Böyle karmaşık bir tabloda, 'solcular'ın gerçekte bir türlü sahiplenmedikleri en temel talebin, aslında 'demokrasi' olduğunu vurgularsak yanlış olmaz. Zaten sola referans olan Fransız Devrimi'nin, "özgürlük, eşitlik, kardeşlik" sloganının sahiciliği ve içeriği de, çoktan rafa kaldırılmış durumda. Sahi o zaman, bu 'sol' nerede? (Bu arada CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırıyı şiddetle kınayalım.)




BİR TUHAF MANZARA