ŞEREF OĞUZ ŞEREF OĞUZ

Bilgi üretmeden G'ler Türkleşemez

Türkiye uzun zamandır engellilerden gençlere, dil teknolojilerinden girişimcilere dek, çok geniş bir "ilgi alanı"nda teknoloji politikalarını tartışıyor. Çeyrek asırdan bu yana bilişimin hayatımıza değer katması tezinin peşine takılmış biri olarak bu tür etkinliklere daima önem ve öncelik atfettim.
Rahmetli Özal'ın "Bir milyon bilgisayar olsaydı Türkiye'yi uçururduk" dediği "vizyon", bir bakıma gerçek olmuş durumda. O da bilgisayar sahipliği noktasında birkaç milyonu çoktan geride bıraktığımızdır.
Ancak Türkiye "uçmadı", uçamadı.
Zira bir şeyler hep eksik kaldı ve biz bunu fark edene dek, bilişim atına binen pek çok ulus, çoktan Üsküdar'ı geçiverdi. Bize de onların peşinden nal toplamak kaldı. Özal, "öncü stratejileri" önermişti.
Kayıp Yıllar 1990'larda ancak "izleyici ülke olma" stratejilerini tartışabiliyorduk.
Şimdi ise kamuya, özel sektöre ve bireylere bilişim oyuncakları satarak var olma iddiasına kadar düştük. Ancak bu demek değildir ki hiçbir şey yapmadık! Sorun, bilişime aktardığımız kaynak, enerji, umut ve dikkatin, "fiyat/performans" veriminin son derece düşük olmasıdır.
Bu sermaye ile Türkiye'yi sahiden uçurabilirdik.
En azından daha verimli yapılar oluşturarak... Veya bilişimi ülke için "yeni bir zenginlik alanına" dönüştürerek.
Türkiye'nin yeni teknolojiler alanında uzmanlık birikimi açısından nanoteknolojide, genetikte veya uzayda yeterliliği olmayabilir ama bilişimde "artık var" noktasına taşındık.
Mesela ülkeyi teknolojiyi üretmeyip ithal ederek 4G çöplüğüne çevirmek yerine, 5G'yi hatta Türk G'yi üretmeyi düşünebiliyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önerdiği de bu zaten...
Mesela etrafımızdaki coğrafyanın çok ilerisine varmış bir ülke olarak bu birikimi zenginliğe çevirme noktasında kamunun, komşularımıza teknolojik destek veya bilişim hibelerinden söz edebiliyoruz.
Öneri "Avrupa Birliği ülkemize yaptığı hibelerle bu işe ayırdığı kaynağı, yine kendi ülkelerindeki uzman firmalara kullandırtıyor. Olsa olsa bir iki yerli uzmanlık satın alıyor."
Türkiye, coğrafyası gereği yalnızca "enerji koridoru" değil, fakat aynı zamanda "bilgi koridoru" ile yeni zenginlik alanları yaratabilecek güce erişmiş durumda. Bu koridor, ancak o zaman bilişimcileri "satıcı"lıktan çıkarıp, üreticiye ve "sektör"e dönüştürebilecektir.
Bilişimin geldiği noktada bizler, bilgi ve iletişim teknolojilerini "tüketen" kimliğimizle, bir hayli benimsedik. Yalnızca bunları değil üstelik. Biyoloji, kimya, tıp, eğitim gibi alanlarda, üreten değil, tüketen olduk çoğunlukla.
Bilişim'09 etkinliklerinde Prof. Dr. Petek Aşkar, ilginç bir ifade kullanmıştı; "Bizler, ABD'nin pek çok sorununu, Türk denekler ile çözüyoruz ve buna da yayın diyoruz" diyor. Sahi, biz nerede hata yapıyoruz?
25 yıllık gözlemim ve yığınca benzer hataları yapmış biri olarak görebildiğim şudur; biz, bilişimi, hayatla ilişkilendiremedik.
Acaba bu durum "öğretmenim öğrendiğimiz bu bilgi, hayatta ne işimize yarayacak?" sorumuzun cevapsızlığından mıdır?