NUR ÇİNTAY Sabah NUR ÇİNTAY

Atina mı, Selanik mi?

Atina’yı İstanbul, Selanik’i İzmir diye düşünün. Geçen bahar gittiğimiz başkentteki et ve balık pazarına, Monastraki’de kurulan bitpazarına, şehrin en eski damıtımevi Brettos’a bayılmıştık. Birkaç hafta önceyse 20 kadın, otobüsle ‘Vur patlasın çal oynasın’ şeklinde Selanik’e gittik ve sayfiyenin sefasını sürdük...

Kahpe kader! Geçen bahar Atina'ya gittiğimizde, bir sonraki hafta Sokak Yemekleri Festivali olacağını öğrenip keşke seyahati bir hafta erteleseymişiz diye hayıflanmıştık.
Bu bahar... Aaa! Deja vu! İyi mi! Bu defa da Selanik sokaklarında, duvarlarında görüyoruz: Gelecek hafta Sokak Yemekleri Festivali var! Ama bunu bilerek gittik doğrusu.
Hepsi de iş güç sahibi 20 kadının organize olup da yola çıkması hiç kolay değil. Tarihi belirlerken festivalden haberdardık ama denk düşüremedik. Kargaşa, keşmekeş, kof kalabalık olacağını söyleyenlerimiz de oldu; artık avutmak için miydi bilmiyorum!
Atina'yı sevmiştik. Klasik turist rotalarıyla vakit kaybetmeyelim hiç, aklımızdaki ilk yerlerden biri et ve balık pazarıydı. Daha önce sadece birkaç saatliğine uğradığımız kenti, neyin nesiymiş bakalım diye turist otobüsüyle dolaşırken görüp, 'Bir gün mutlaka...' diye zihnimize kazıdığımız yerlerdendi!
Bizim Fatih Kadınlar Pazarı'nı kırkla, yüzle, binle çarpın. Pek çoklarına fazla gelecek dozda sakatatlı, kokulu, ürkütücü gerçeklikte bir yer burası. Sağda solda, dört bir yanda asılı onlarca kelle, her an hasbıhale başlayabilir gibi duruyor. Evet, müstehcen ama acayip bir tecrübe olduğu da muhakkak...
Atina'ya giden hemen herkesin uğrayıp o fevkalade Instagram'lık duvarının önünde selfie çektiği en olmazsa olmaz mekânlardan başında Brettos geliyor.
Şehrin en eski damıtımevi burası. Kendi uzo, brandy ve likörlerini üretiyorlar. Barın rengarenk şişeli o malum duvarı da, hâlâ kullanılan fıçıları da pek tatlı, pek fotojenik... Uyarmadın denmesin, yedi yıldızlı brandy'si de pek tehlikeli!
Bilmediğiniz bir şehirde bitpazarı gezmek hep zevklidir ama Monastraki'de kurulan ekstra zengin, dolayısıyla da keşfi zevkli. Bir kapısından girip diğer kapısından çıkılan büyük antikacı/eskici, eskiye azıcık meraklı herkesi zevkten çıldırtabilecek kudrette.
Basit ama çok lezzetli yemekleri olan minicik lokanta/meyhane Ivis'in duvarı da muhabbeti de unutulmaz. Ufak tatlı lokantalar, tam kıvamında pişmiş sardalyalar, ahtapotlar, gayet sempatik bunlar da... Bir kusuru var Atina'nın: Pis. Bazı sokaklarda hele, havada WC kokusu var...

SAYFİYE RUHU İÇ AÇIYOR
Selanik, çok daha temiz mesela. İki şehir arasındaki en temel fark bu olabilir.
Atina daha itiş kakışlı ve daha pis.
İstanbul gibi. Selanik ise daha temiz pak, daha medeni. İzmir'i, bazı noktalardan belki Cannes'ı, kimi sokakları ve eski lokum evleriyle bizim Adalar'ı andırıyor.
Arkeoloji Müzesi'ni, Selanik'in simgesi gibi olan Beyaz Kule'yi, en mühim kilise sayılan Saint Dimitrios'u zaten görürsünüz nasıl olsa. Yokuş fobiniz yoksa, Ana Poli'yi... Elbette ki Aristotelous Meydanı'nı ve Ladadika bölgesini... Aristotelous Meydanı, Selanik'in kalbi. Göbeği, merkezi.
Nabzı, canı. Hep çok hareketli, bol insanlı... Yaşıyor. Deniz iki adım ilerde.
Kafeler, barlar, dolu. Gün batımına doyulmuyor.
Sahilde akşam yürüyüşü şahane oluyor. Sayfiye ruhu iç açıyor. Mis.

MÜZİĞİN MERKEZİ
Bir diğer cıvıl bölge olan Ladadika da bu meydana yürüyerek beş dakika mesafade. Eskiden bir pazar alanı olan bu bölge şimdi bir kafeler, lokantalar, tavernalar mahallesi. Mezenin de müziğin de merkezi. Evet, turistik. Ama arada turist olmak hiç de tu kaka değildir...
Türkiye'den gittiyseniz, uğramadan dönmenin zor olduğu bir yer daha var haliyle: Atatürk'ün Evi. Burası tam bir hayal kırıklığı doğrusu...
Nitelik de nicelik de çok zayıf. İlginç değil, orijinal değil, üzerine kafa yorulmuş ve özenilmiş hiç değil... Neler neler yapılabilir ve nasıl da hiçbir şey yapılmamış...
Yazık.
Ağzımızın tadını kaçırmadan bağlayalım:
Göz doyuran Greek Salad'lar, çıtır kabaklar, en âlâsından ahtapotlar, kalamarlar, çekirdek çitler gibi tüketilebilecek çerez karidesler... Sofralar, Yunanistan'ın çoğu köşesinde olduğu gibi; tatmin ediyor, mesut ediyor.
Asıl: Bir sofranın lezzeti sadece yiyip içtiklerinizden ibaret değil. En mühimi sohbet muhabbet... 20 kadın diyorum.
Sabaha karşı 3'ten önce yatmayıp 7'de kalkmak diyorum. Lafın bitmemesi, dansın yetmemesi, kahkahanın hiç eksilmemesi diyorum. İlk fırsatta tekrar diyor, başka da bir şey demiyorum!