NUR ÇİNTAY NUR ÇİNTAY

Tatilde yağmur istemiyoruz!

Hafta içinde Berlin’de, ağır otel şemsiyesiyle mücadele ertesinde... Bir ay önce Roma’da durağa sığınmak suretiyle... Geçen yaz Dalaman’da sağanakta kurutamadığımız bavulun havalimanında açılıp aranmasının siniriyle... Tatilde yağmura hayır!

Yolu iki-üç günlüğüne İstanbul'a düşmüş bir turist olduğunuzu düşünün. Önce nemden bunalıp nefessiz kalıyor, sonra da perşembe günkü o tufana yakalanıyorsunuz. Temmuzda, ayağınızda parmak arası terliklerle yolda yürürken, kafanıza kokteyllik küp küp buzlar yağıyor...
Yaz ortasında bahçede, terasta, havuz başında evleneceklerin tam da o gece berekete tutulması kadar olmasa da, ona yakın tercih edilmezlikte bir başka hal de bu şiddette yağmurla seyahatteyken karşılaşmak...
Geçen hafta iş için üç günlüğüne gittiğimiz Berlin'e ayak basmadan önce hava durumunu biliyorduk. 20 derece civarında yani İstanbul'a göre epey serindi. Yağmur ihtimali de yüksek görünüyordu.
Pazartesi sabahı uçaktan indiğimizde pırıl pırıl bir hava karşıladı halbuki bizi. Hem aydınlık hem ılık... Aralardaki ufak tefek çiselemeleri ve ahmakıslatanları saymazsak, iki gün boyunca da çok canımızı sıkmadı. Ama çarşamba günü, of!
Şehrin en merkezi otellerinden Kempinski Bristol'de kalıyorduk. Dönmeden almak istediğim bir çay için KaDeWe'nin gurme katına gitmek niyetindeydim. Ama sabah kalktım ki, gök delinmiş.
Yeme-içme sevdası insana neler yaptırıyor! O yağmurlu, kasvetli, gıpgri Berlin sabahında bana resepsiyondan ödünç şemsiye aldırdı, sonra da ayağımda parmak araları ve elimde o kocaman ağır şemsiyeyle otelden Ka- DeWe'ye kadar yürüttü ya, pes!
Aslında atla deve yol değil, ama yağmurda su birikintileriyle, diğer şemsiyelilerle ve tamiri bitmemiş yollardaki mayınlarla boğuşmak, insanı tempolu yürüyüşten fazla yoruyor.
Yine de Berlin için kötü hava sürpriz değil. Ama işte bari temmuzda insan birazcık ayrıcalık istiyor!
Roma öyle değil mesela. Tam bir ay önce, bu defa orada feci bir yağmura denk gelip iliklerime kadar ıslandığım için, ikisini kıyaslayacak donanıma sahibim!
34 derece ve felaket nemliydi Roma temmuz başında. Nefes aldırmaz haldeydi. Ayağımda elbette ki parmak araları, üstümde bavuldaki en ince gömlekle dışarı çıkmış yürüyorken, o da ne, şimşek, gök gürültüsü ve peşinden şorrrrr... Delindi mi gök? Galiba...
Bir tentenin altına sığınıncaya kadar kaşla göz arasında üstüme yapışan gömlekle Bo Derek'leştiğime bozulayım mı, güleyim mi...



HAVALİMANI VAKASI
Gülmeliymişim, beteri varmış. Venedik'te bütün o sokaklarda, meydanlarda, köprülerde yürümek zorundasınız. Herhangi bir vasıta şansınız yok, e herkes yaya olduğu için Bo Derek'leşme durumunda bakan da daha çok!
Ama sonuçta Berlin'di, Roma'ydı, Venedik'ti, bunlar metropol. Girer insan bir müzeye, alışveriş merkezine, kafeye, bekler dinmesini Yaz tatilinde yağmursa, en gereksiz, en yersiz şey. Bu yaz o da oldu. Haziran başında bir deniz ve güneş siftahı yapma niyetiyle gittiğimiz Lara'da şemsiyenin altında yağmur seyredip romantizm yaptık bütün gün! Yağmurda denize girme fikri de fantezi olmaktan öteye geçemiyor Akdeniz'de, aşağısı kum olduğu için su hemen bulanıyor.
Evvelki yıllarda Assos'ta fırtınaya denk gelmişliğim çoktur. Bodrum'da, Bozburun'da, Datça'da epey yağmur yemişliğim... Hatırladıkça hâlâ tel tel olmama sebep ise Dalaman Havaalanı'ndaki inatlaşmadır: Gece çılgınca yağmur yağmış, ortalığı sel götürmüş. Kurusun diye balkona astığımız peştemallar, havlular, ne varsa, sırılsıklam. Hepsini sıkıp sıkıp naylon torbalara koymuşum, sonra da bavula. Ve o da nesi: Polis bavulu açmamı istiyor. Vaziyeti anlatıp açamayacağımı söylüyorum. İnat ediyor. Öyle mi? Ben de ediyorum: "Buyrun siz açın" diyorum, "Sonra da bir zahmet siz kapatın!"
Nisanda gittiğim 30 küsur derecelik Abu Dhabi ve Dubai'de günlerce yağmur yağdırmış, bereketimle ora ahalisinin takdirini kazanıp teşekkürlerini toplamış insanım, daha ne diyeyim!