EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Falcılar neyi bilir?

Kadıköy'de yaşayan ve çalışan, aklı, fikri, zekası yerinde bir arkadaşımız var. Bu hanım geçenlerde falcıya gitmiş. "Ben pek inanmam öyle şeylere ama bir tanıdık methetti, ben de merak ettim" diye anlatmaya başladı.
Falcı bir-iki cümleden sonra "Sizin" demiş "işyeriniz Kadıköy'de sanırım. Çok yakınından da... Otobüs... Hayır, hayır tramvay geçiyor..." Gerçekten de arkadaşımızın işlettiği lokantanın hemen önünden nostaljik Moda tramvayı geçiyor.
Bu sözler bizimkini çok etkilemiş. "Nasıl bildi yaa..." deyip durdu.
Halbuki hayret uyandıracak bir durum yok bunda: Yetenekli bir falcı "sizi okur":
Önce kılık kıyafetinizi, konuşma biçiminizi, sonra mimik ve jestlerinizi okur... Ona en çok haber getiren de gözlerinizdir.
Falcının söylediği her kelime sizde bir his, bir düşünce uyandırır. Bunlar yüzünüze ve davranışlarınıza yansır. Falcı işte bu işaretleri izler.
Ortaya bir yem atar. Mesela yüzüklü olmanıza bakarak, "Eşiniz..." der. O an yüzünüzde bir kararma hissederse, bu konuda bir sorun olduğunu anlar ve deşmeye başlar.
Zaten hayatımızdaki temel meseleler bellidir: Aile, arkadaşlar, iş, para, sağlık, vb... Eğer becerikli bir falcıysa birinden olmazsa, diğerinden yakalar.
Buna Soğuk Okuma adı veriliyor. Bir de Sıcak Okuma var ki o biraz üç kağıtçılığa yakın. Hatta bazı kereler düpedüz sahtekarlık...
Sıcak Okuma yapanlar hakkınızda gizlice bilgi topluyor. Sonra sanki gizemli güçleri varmış gibi bu bilgileri size satıyor.
Bir tanıdık, yıllar önce Almanya'da çalışırken, beş-altı kişilik bir grupla minibüse doluşup Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan bir şeyhi görmeye gitmiş.
Şeyhin yardımcısı karşılamış bunları. Buyur etmiş. Sonra yüzlerini inceleyerek isimlerini söylemiş. Tabii bizimkiler çok şaşırmış.
Halbuki bu olayda da şaşılacak bir yan yok. Bizimkiler daha Hannover'den yola çıkmadan gitmiştir isimleri Türkiye'ye...
Bir de bu işi ileri teknolojiyi kullanarak yapanlar var: Falcının daha yanına girmeden yüz tanıma programı ile adınız, adresiniz belirleniyor.
Facebook ve Instagram sayfalarınız bulunuyor, hatta e-postalarınıza girilip arkadaşlarınızla dertleşmeleriniz filan okunuyor. Ondan sonra da falcı "bilmiş" oluyor. Aslında bu kadarla kalsa neyse... Onca şaşırtıcı olaydan sonra falcı, "Para ver, sorununu çözeyim" faslına geçiyor ki işte size polisiye bir vaka...
Unutmayın: Hiçbir falcı (ve benzeri) geleceği bilemez. Eğer bilselerdi lotoyu kazanıp zengin olurlardı. Falcının bildiğini, ona veren sizsiniz, başka bir güç değil.

***

TİKİ-TAKA'NIN DOĞUŞU
Beşiktaş'ın eski kaptanı, rahmetli Vedat Okyar (1945-2009) galip gelinen her maçtan sonra şu yorumu yapardı: "Takım çok arzuluydu..." Yenilgi durumunda ise tersini söylerdi: "Takım isteksizdi; Beşiktaş, Beşiktaş'a yaraşır bir futbol oynamadı."
"Yetenek", "kondisyon", "çalışma" gibi kelimeler Vedat Kaptan'ın ağzından nadiren çıkardı. "Taktik" ise onun lügatinde zaten hiç yoktu. Önemli olan "arzulu ve istekli" oynamaktı. Gerisi lafügüzaftı.
Halbuki modern futbolun 150 yıllık geçmişi, kondisyonun artması, yeteneklerin çeşitlenmesi, idmanın bilimselleşmesi olarak yazılabileceği gibi, birbirini alt eden taktiklerin tarihi olarak da yazılabilir.
İşte İngiliz yazar, yorumcu Jonathan Wilson, Futbol Taktikleri Tarihi (İthaki Yayınları) adlı mükemmel kitabında tam da bunu yapıyor. Hem de birbirinden ilginç örneklerle...
Mesela İtalyan futbolunun adam adama markaj hastalığını 1980'lerin sonunda tedavi eden Arrigo Sacchi'nin, çok yeteneksiz bir amatör olduğunu biliyor muydunuz? "Futbol oynamadan hoca olunmaz" diye laf atanlara, şöyle cevap verirmiş: "Bir jokey, at olarak doğmak zorunda değildir."
Pep Guardiola'ya mal edilen bol paslı oyunun (Tiki-Taka) aslında 1872'de Queens Park takımından doğduğunu da öğreniyoruz kitaptan; Maradona'nın ayağını kıran Athletic Bilbao'lu Goikoetxea'nın, faulü yaptığı kramponu evinin salonuna astığını da... (İnternette var. Hayvan gibi girmiş.)
"Yendik-yenildik" olayının ötesine geçmek, 4-4-2'den total futbola, oyuna entelektüel açıdan da bak isteyenlere göre bir inceleme bu...
Naçizane tavsiyem: İbrahim Altınsay'ın sunumunu ve Wilson'un Türkçe Baskıya Önsöz'ünü okumadan kitaba başlamayın.

***

DİKKAT MAGAZİN!
Magazin haberlerini okurken ayrıntılara dikkat ediyor musunuz? Yoksa bütün yaptığınız gözlerinizi sayfalarda gezintiye çıkarmaktan mı ibaret?
Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adayı olan Ayla adlı film, Astsubay Süleyman Dilbirliği ile Koreli minik kızın savaş sırasındaki sımsıcak ilişkisini anlatıyor. Kore Savaşı ne zamandı ki?
a) 1960'ların başı b) 1960'ların sonu c) 1950'lerin sonu d) 1950'lerin başı
atv'nin rekorlar kıran dizisi, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz'ın başrol oyuncusu Oktay Kaynarca, yeni sezon tanıtım çekimleri sırasında hangi dansı yaptı? (Doğru cevabı bilemeyen tek ayağının üstünde duracak.)
a) Halay b) Sirtaki c) Zeybek d) Horon
Aslışah Alkoçlar, ablası Neslişah Alkoç'a attığı mesajda, onu neye benzetti? (Bu benzetmeyi niye yaptığını ben de anlayamadım!)
a) "Trump gibisin" b) "Kaddafi gibisin" c) "Saddam gibisin" d) "Stalin gibisin"
Kendini "Ben yüzde 100 organiğim" diye tanımlayan sanatçı kimdir? (Nasıl "birazcık hamile" olunmazsa, faraza yüzde 30 organik de olunmaz, diye bilirim ben...)
a) Yonca Evcimik b) Banu Alkan c) Bülent Ersoy d) Aleyna Tilki
Cevaplar: Alfabenin dördüncü harfinden başlayarak ilk harfe doğru gidin.

***

KÜSUF VAKTİ NEREDEYDİNİZ ÜSTADIM?
Epeydir üç koca ciltlik Misalli Büyük Türkçe Sözlük ile yetiniyor, internet sitesine girmiyordum.
Geçenlerde siteye (lugatim.com) girdiğimde, Kubbealtı ekibinin nihayet dijital teknolojinin imkanlarından faydalanmaya başladığını görüp sevindim.
"Günün Kelimesi", "Kitap Önerisi", "Aradığım Kelimeler" gibi bölümler yapmışlar.
Ancak benim asıl ilgimi çeken "Son Günlerde Çok Aranan Kelimeler" kısmı oldu. Bakın 27 Ağustos öğle saatleri itibariyle halkımız en çok hangi beş kelimeyi aramış:
324 kere "Layuhti" (Yanılmaz, hata işlemez)... 198 kere "Canfes" (Parlak, ince, iki renkli gibi görünen kumaş)... 166 kere "Zahir" (1. Meydanda olan, görünen, açık; 2. Coşkun, taşkın; 3. Parlak; 4. Yardım eden, destekleyen; 5. Dizanteri)... 131 kere "Küsuf" (Güneş tutulması)... 119 kere "Neşat" (Sevinç, neşe)...
Bence bu küçük liste, Türkçenin, başka dillerden de yararlanarak, yüzyıllar içinde yaptığı muazzam birikimi ve bu zenginliğe ilgi duyan insanlar olduğunu gösteriyor. Dil konusunda enseyi karartmayalım!