EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Kaliteli kazıklar

Bu aralar kafayı kağıt havlu fiyatlarına taktım. Biri diyor ki "Benim ürünüm kaliteli", öteki diyor ki "Benimki çok hesaplı" (ucuz).
Karşılaştırmak için önce ortak bir nokta bulmak gerekiyordu. Mesela 100 gram kağıdı kaça satıyorlar? Eğer markaları 100 grama indirgersek, en temel fiyat ortaya çıkacaktı.
Olayı karmaşık hale getirmemek için bir pahalı, bir de ucuz ürün seçtim. Bunlar farklı market zincirlerinde satılıyordu. İşte yaptığım hesap...
Pahalı olanın 6 ruloluk paketi 16 lira 90 kuruştu. Demek ki bir rulo 2 lira 82 kuruşa geliyordu. Satın alıp rulolardan birini tarttım. 161 gram çıktı. Yani firma, 100 gram havluluk kağıdı bana 1 lira 75 kuruşa satıyordu.
Ucuz olanın 6 ruloluk paketi ise 6 lira 45 kuruştu. Yani rulosu 1 lira 8 kuruştu. Bir rulo 138 gramdı. Firma, 100 gram havluluk kağıdı bana 78 kuruşa satıyordu.
Yani "Kaliteli olduğum için fiyatım fazla" diyen markalaşmış ürün, "Benimki ucuz" diyenden, yüzde 124'daha pahalıydı. Birine 100 lira öderseniz, diğerine 224 lira ödüyordunuz.
Kalite meselesi: Peki bu "kalite" sözü nereden çıkıyordu? Aslında kullanılan kağıtlar aynı. Fark, sunum şeklinden kaynaklanıyor: Ucuz ürün, rulosunu "çift kat" olarak, pahalı olan "üç kat" olarak pazarlıyor.
Tabii ki üç katlının eldeki hissi daha hoş, daha tok... Ancak bu psikolojik bir üstünlük... Gündelik kullanım açısından aralarında ciddi bir fark yok: Büroda, mutfakta, banyoda, üç katlıyla yaptığın hemen her işi, iki katlıyla da yapıyorsun.
"Ben illa da üç kat isterim" diyenler çıkabilir. 100 gramı 78 kuruş olan ucuz ürünü, iki değil de üç kat halinde kullanırsanız 1 lira 17 kuruşa geliyor. Bu hesapla dahi kaliteli ürün hala yüzde 50 daha pahalı oluyor.
Özetin özeti: Tüketici, marka kağıt havluya, şartlara bağlı olarak, yüzde 50 ila yüzde 124 daha fazla ödüyor. Görüş ve yorumlarınıza arz ederim.
Not: Durumu bir arkadaşıma anlattım. "Ben kiloluk havluları da merak ediyorum" dedi. Hay hay!
"800 gram" olduğunu söyleyen ürüne 7 lira 90 kuruş verdim. Evde tarttım 770 gram geldi. Yani 100 gramı 1 lira 3 kuruş.
"Bir kilo" olduğunu söyleyen ise 8 lira 95 kuruştu... Ölçtüm, 980 gram çıktı. Onun 100 gramı 91 kuruş.
Sonuçta ikisi arasında 12 kuruş fark var. Yani "800 gr" olan yüzde 13 daha pahalı. Ancak kağıtlar birbirinden farksız!

***

Türkçe mi, Türk Dili mi?

Bazı sözleri, ibareleri kanıksamışız, üstünde düşünmeden kullanıyoruz. Geçen gün, evdeki "Atatürk ve Türk Dili" adlı kitap gözüme takıldı.
Niye "Atatürk ve Türkçe" değil de, "Atatürk ve Türk Dili"? Niye "Türkçe ve Türkçe Edebiyat Bölümü" demiyoruz da, "Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü" diyoruz?
Soracaksınız: "Türk Dili ile Türkçe aynı şey değil mi?" Bence tam değil. Az da olsa fark var. Türk Dili, "Türklere ait dil" demek. Yani "etnik grubu" öne çekiyor. Sanki önce Türk var, sonra onun dili olan Türkçe varmış gibi.
Halbuki bir etnik grubu, bir kavmi, bir milleti kuran, oluşturan, ona kimliğini veren en önemli öge dildir. Tarihi açıdan, önce dil gelir, sonra o dili konuşan grup giderek kendinin bilincine varır.
Bu bölümler, Türkçe konuşmayan Türklerin dilini inceliyor mu? Hayır. O zaman niye Türk Dili?
Bilmem anlatabildim mi?

***

Savaş ve evciller

İkinci Dünya Savaşı 78 yıl önce Almanya'nın Polonya'ya saldırmasıyla başladı. İki gün sonra, 3 Eylül günü Britanya da Almanya'ya savaş ilan etti.
Bunun üzerine ne oldu biliyor musunuz? Henüz adalarına bir saldırı olmamasına rağmen Britanyalılar, kedilerini ve köpeklerini uyutmak, yani acısız biçimde ölmelerini sağlamak üzere veterinerlere taşımaya başladı.
Hayvan kliniklerinin önünde yarım kilometreyi aşan kuyruklar oluştu, bayıltmakta kullanılan kloroform maddesinde darlık baş gösterdi.
Sonuçta bir hafta içinde 400 bin (yazıyla: dört yüz bin) kedi-köpek öldü (öldürüldü).
Bu olayı öğrendiğimde içim ezilmişti. Arkadaşlarıma söyledim. Onlar da aynı durumdaydı.
Bir an için Britanyalıların acımasızca davrandığını düşünüyor insan. Halbuki tam tersi... Birinci Dünya Savaşı'nın vahim anıları o insanların zihninde hala canlıydı.
Çok sevdikleri kedi ve köpeklerinin (ve diğer evcil hayvanlarının) nasıl açlık çektiklerini, leş yediklerini, bir parça et için birbirlerine saldırdıklarını biliyorlardı.
Bir daha o acılara şahit olmak, yürek burkan o manzaraları görmek, kulak tırmalayan o sesleri duymak istemiyorlardı.
Sahi, siz olsaydınız ne yapardınız?
Not: Türkiye'de "Sıkıldık artık" veya "Modası geçti" diyerek eve alışmış hayvanları, şehir dışına atanları görüyoruz, duyuyoruz, kızıyoruz.

***

Dikkat magazin!

Çıkarın kalemleri, sınav var: Bakalım magazin ilavelerini dikkatinizi vererek mi okuyorsunuz? Yoksa lay lay lom musunuz?
Barcelona'dan sonra şimdi de Manchester City'yi çalıştıran ünlü teknik direktör Pep Guardiola, kısa bir tatil için geldiği Bodrum Mandarin Hotel'de ne yedi?
a) Adana kebap b) Fish & Chips c) Suşi d) Karnıyarık
Hep haber olmayacak ya... Bu da reklam sorusu: Günaydın'ın ilk sayfasındaki Ceyo ilanında rol alan dört ayaklı canlı hangisiydi?
a) Kedi b) At c) Köpek d) Koyun
BJK Başkanı Fikret Orman'ın birlikte top çevirdiği manken Ulviyya Alex hangi ülkedenmiş?
a) Brezilya b) Portekiz c) Ukrayna d) Rusya
Şafak Sezer kariyerinin son yıllarında çevireceği filmlerle insanlar üzerinde nasıl bir etki yaratmayı planlıyor? (Bilmeyene ceza var, çünkü soru başlıktan çıktı.)
a) Herkesi güldürecek b) Herkesi kızdıracak c) Herkesi ağlatacak d) Herkesi kıskandıracak

Cevaplar: Tamamında doğru cevap alfabenin üçüncü harfi.