ALPER BAHÇEKAPILI

Selda Bağcan Antony'yi ağlattı

Antony & The Johnsons, 9 Temmuz'da İstanbul'da sahne alacak. Bülent Ersoy ve Zeki Müren hayranı olan Antony'nin bir diğer gözdesi ise Selda Bağcan. Antony, Bağcan'la nasıl tanıştığını anlattı

Sıra dışı bir sesin sahibi Antony Hegarty. 2007 yılında İstanbul'da eski Şan Tiyatrosu'nda Antony&The Johnsons olarak verdikleri konser birçoklarının aklından hâlâ çıkmadı. Şimdi, İstanbul Caz Festivali kapsamında 9 Temmuz gecesi Harbiye Cemil Topuzlu'da olacaklar. Hem de 39 kişilik Filormonia İstanbul Orkestrası ile birlikte. Kesinlikle kaçırmamanız gereken bu özel gecenin öncesinde Antony'e 'Alo' dedik...

- Yıllar önce sizinle konuştuğumuzda Bülent Ersoy'a ve Zeki Müren'e olan hayranlığınızdan bahsetmiştiniz. Onların müziklerini hâlâ dinliyor musunuz?
- Bülent Ersoy ve Zeki Müren'i çok seviyorum. Aynı zamanda Selda Bağcan'ın da büyük hayranıyım. Hatta onu bu sene küratörlüğünü yaptığım Meltdown Festival'da çalması için Londra'ya davet ettim. - Selda Bağcan'ı nasıl keşfettiniz? New York'ta bir kafeye gitmiştim. Onun müziği çalıyordu. Anında ağlamaya başladım. Kafede çalışanlara sordum. Adını öğrendikten sonra onunla ilgili bulabildiğim her şeyi aldım. Bu sene İngiltere'ye gelişi çok önemli. Çünkü Türkiye dışında çok az yerde konser veriyor. Ben son iki yıldır onun müziğini aralıksız bir biçimde dinliyorum. Sesi büyüleyici. Türkçe konuşmadığım için elbette şarkı sözlerini anlamıyorum ama ses tonundaki duygusallık beni uçuruyor. Çok kalp sızlatan bir sesi var. Her dinleyişimde ağlıyorum.

- Meltdown Festival'da diğer isimlerin arasında Selda Bağcan çok şık durmuş...
- Onun saykodelik rock'ı hakkında daha fazla şey öğrendikçe daha da etkileniyorum. Bir yandan da devrimci bir figür olması beni çekiyor. Meltdown Festival'a davet ettiğim Buffy Sainte-Marie, Elizabeth Fraser gibi isimlerin birçoğu da Selda gibi devrimci. Bu yüzden Selda benim için o festivalde daha da önem kazanıyor.

- Çok insanla birlikte çalıştınız. Lou Reed, Björk, Rufus Wainwright ve daha nicesi. Bu soruya cevap vermek çok zor biliyorum ama içlerinde sizin için çok özel olan birisi var mı?
- Birçok farklı sanatçıyla ortaklık yaptım. Hepsi birbirinden mükemmeldi. O insanları öğretmenlerim olarak görüyorum. En basiti, o müzisyenleri dinleyerek nasıl şarkı söylemem gerektiğini öğrendim. Çocukken de Boy George, Marc Almond gibilerini dinlerdim. Onları taklit ettim. Kendimi o insanların bir yansıması olarak gördüm. Nina Simone'da da duygusal açıdan birçok şey gördüm. Ona da yakın, sesinin gölgesinde durmak istedim.

- Yeni albümün Cut the World'ü yayınlayacaksınız yakında. Neler beklemeliyiz bu albümden?
- Son birkaç yıldır konserlerimi orkestralarla birlikte veriyorum. İstanbul'daki konserim de böyle olacak. Bu albüm, konserlerde yapılmış canlı kayıtlardan oluşacak. Bu şarkıların bir kısmını 20 yıldır söylüyorum. Şimdi onları yeniden inşa ettiğimi düşünüyorum. Bu yüzden çok heyecan vericiydi.

- Bu turnede için dünyanın her yerinde farklı orkestralarla çalışıyorsunuz. Nasıl bir deneyim oluyor?
- Klasik müzik sanatçılarıyla çalışan bir ajansım var. Seçimlerde bana onlar yardımcı oluyor. Farklı orkestralarla çalışmak, deneyimin ve heyecanın bir parçası. Kültürel bir birleşme yaşanıyor. Yunistan'dan, İngiltere'den, Türkiye'den farklı orkestralarla diyalog içerisinde olmak çok şey öğretiyor. Müziğin ve konser verdiğim şehrin bu şekilde bütünleşmesini seviyorum.

- Türkiye'de Filarmonia İstanbul Orkestrası ile çalacaksınız. Şarkılara nasıl hazırlanıyorsunuz?
- Müziğimi önceden alıp üzerinde çalışmaya başlıyorlar. Sonra ben konserden birkaç gün önce geliyorum ve birlikte provalar yapıyoruz.

- Müzik dışında çizimler de yapıyorsunuz. Hatta çizimleriniz MoMA gibi birçok müzede bu sene sergileniyor. Nasıl başladınız çizim yapmaya?
- Çocukluğumdan beri çiziyorum. Son yıllarda bu konuda iyice kendime döndüm. Ortaya çok şey çıktı. O yüzden onları sergilemeye başladık.

- Son olarak, şu sıralar nelere ilgi duyuyorsunuz?
- Meltdown Festival'la uğraşıyorum şu sıralar. Onun dışında Cocorosie'yi, Lauri Anderson'u, Planingtorock'ı ve Selda'yı dinlemeyi seviyorum. Gazeteleri, The Guardian'ı, kalemleri, kuşları, biyolojik çeşitliliği, Madagaskar'ı, ormanları, okyanusları, dağları, doğadaki tüm elementleri... (yaklaşık beş dakika boyunca saymaya devam ediyor.)