SEDA DİKER

İçinizdeki yargıçtan kurtulun

Başınıza gelen, kötü olaylarda sizin de dahliniz var. Çünkü neye inanıyorsanız o oluyor. Bu durumdan kurtulmanız için yapmanız gereken tek şey, içinizdeki olumsuz duygulardan kurtularak, başkalarını suçlamaktan vazgeçmeniz

Geçtiğimiz günlerde Bodrum'da dinleniyordum. Uzun bir çalışma döneminden sonra 10 gün kadar kendimi ailemle ve dostlarımla birlikte dinlenmeye aldım.
Zihnim öylesine yorulmuş ki, sadece deniz kenarında şezlongda uzanıp kitap okumak bile büyük bir nimetmiş, bunu anladım.
Her tatilde olduğu gibi, yine yanıma mesleki kitaplar aldım. Kitaplardan bir tanesi muhteşemdi ve beni çok aydınlattı. Esther ve Jerry Hicks'in yazdığı The Vortex adlı kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim.
Ne yazık ki Türkçe'ye çevrilmemiş. Umarım birileri çevirir.
Özetle kitapta anlatılan şuydu; hayatınıza çektiğiniz her olaydan siz sorumlusunuz.
İnsanların size kötü davranmasından, aldatılmanızdan, terk edilmenizden, hatta malınızın çalınmasından bile...
Hayatınızdaki her türlü ilişki, egonuzla 'öz'ünüzün arasındaki ilişkidir.
Yani mantığınızla kalbiniz ya da bilinçli zihninizle içinizdeki 'yüksek benliğiniz' arasındaki ilişki. Eğer bu ikisi birbirinden farklı düşünüp hissediyorsa, acı çeker, huzursuzluk duyarsınız. Olumsuz duygular oluşur. Eğer oluşan olumsuz duyguyu dışarıya yönlendirmez, kendi içinize dönüp bu ikisi arasındaki farkı yok ederseniz, bütün ilişkileriniz kendiliğinden düzelir.
Daha da önemlisi, eğer egonuz ve 'öz'ünüz aynı hizaya gelebilirse, müthiş bir coşku ve tamamlanmışlık hissi başlıyor. Ve her düşündüğünüz, hızla oluşmaya başlıyor.
Huyum kurusun, her okuduğumu illa ki kendi üzerimde test etmem lazım, yoksa o bilgiyi sahiplenemem ve öğretemem. Yine Bodrum'dayız. Eşim, oğlum ve dostlarımızla ünlü beachlerden birine gittik. Geniş alanda arka taraflarda bir yerde yüksek ağaçların gölgesinde oluşmuş çimenlere gelişigüzel atılmış yastıklara yerleştik. Ulu ağaçların geniş dallarına pek çok hamak kurulmuş. Oğlum ve onunla sadece üç haftalık yaş farkı olan arkadaşı hemen hamaklardan birine koştular. Önce biri hamağa yatıyor, diğeri onu hızla, uçururcasına sallıyor, sonra yer değiştiriyorlardı.
Ana yüreği işte... Ben çığlık çığlığa sesleniyorum. "Oğlum yavaş olun, düşersiniz, tutunacak yeriniz yok!" Ama beni dinleyen kim?
10 yaşında, iki oğlan bir araya gelmiş, anne sözü dinlemiyorlar.
Canım iyice sıkıldı. Tam da Vortex kitabını okuyorum. Aldım elime tablet bilgisayarımı, başladım duygularımı ve tepkilerimi yazmaya.
Görünüşte şefkatli, dikkatli bir anne duygusu vardı. Ama, aman Allah'ım, yazdıkça ve içimdeki endişeli kadın kendini ifade ettikçe, yaldızların altından bambaşka bir yüzüm ortaya çıktı.

OLANLARDAN BEN SORUMLUYUM
İçimde kocaman ve çirkin bir yargıç vardı. O benim sözümü dinlemeyen herkesi cezalandırmak istiyordu. Hem de onu yaptıklarına 'pişman' ederek. Pişmanlık benim en korktuğum duyguydu. Asla geri dönüşü olmayan şeyler beni hep korkutmuştur.
Pişman olmak bunun uzantısı. Ve cezayı da böyle veriyordum. Karşımdakinin pişman oluşunu seyretmek beni sanki adalet sağlanmışçasına rahatlatıyordu.
Daha derine indiğimde, aslında pişman etmek isteyişimin altında karşımdakini yaptığı şeyden vazgeçirmek olduğunu buldum. Yani onu kontrol etmek, caydırıcı olmak istiyordum. Ne fena... Bu duygu, oğlumun başına korktuğum şeyin bir kez olsun gelmesini, çok içte bir yerlerde gizliden gizliye istiyor olduğumu fark ettirdi bana.
Kendime kızdım ve hemen oğlumu seyretmeyi kestim.
Aslında yapmam gereken şey; cezacılıktan, pişman etmek içgüdümden vazgeçmekti.
Ve buna karar verdim bir anda. En sevdiğim varlığa zarar veremezdim. Bu ben olamazdım.
Eh, başkalarına da yapmamalıydım. Bunu yaptığım ama farkında olmadığım zamanlarda bile ne kadar iticiydim kim bilir...
Allah'a ya da 'öz'üme güvenmediğim de böylece ortaya çıktı. Her an güvende olmadığım hissim vardı. Hayata güvenmediğim için de korktuklarımı kendime çekiyordum başarıyla. Sonunda bu duygularımı yazarak toprakladım ve bir güzel boşalttım. İçim huzurla doldu. Ve karar aldım. Bana yapılan şeylerden sadece kendim sorumluydum. İnancım her neyse, o başıma zaten gelecekti. Kurtulmamın tek yolu suçlamayı kesmekti.
Ve bir mucize oldu... Birden kendimi hafiflemiş hissettim. Adeta uçuyordum. Off, o duyguyu tarif etmem mümkün değil. Her istediğim, düşündüğüm hayatıma girebilir diye de düşündüm. Ve tam da o sırada boş bir hamak buldum.

KORKTUM ÇIĞLIKLAR ATTIM
Öyle huzurluydum ki, hemen gidip hamağa yerleştim. Hafif hafif sallanırken yanıma oğlum geldi. Onu da aldım. Sarıldık birbirimize ve birlikte sallanmaya başladık.
Bizi gören eşim dayanamayarak yanımıza geldi. Ama şeytan dürttü sanki, her zaman benden daha temkinli olan adam, bizi deliler gibi sallamaya başladı. Ben yine korktum.
Çığlıklar attım. Ve ne oldu dersiniz?
Hamak sonunda yere düştü. Ben de doğruca sırtımın üzerine... Oğluma hiçbir şey olmadı ama ben biraz sersemledim.
Eski Seda hemen eşini suçlar, ona tavır alırdı. 'Bu ne düşüncesizlikti,' ama yeni ben kocamı suçlamak istemiyordum. Çünkü zaten olayı ben, korkularım ve ardı arkası kesilmeyen düşüncelerimle yaratmıştım.
Kocam sadece bu rolü benim için üstlenmişti.
Onu 25 yıldır tanıyorum. Tehlikeyi sevmediğini çok iyi bilirim.
Aslında hep anlatırım ya, eşinizin ya da ilişkide bulunduğunuz herkes için, buna evladınız da dahil, onun içindeki iyi yanı da kötü yanı da siz ortaya çıkartıyorsunuz.
Şeytanın içinde bile Allah'ın bir parçası var. Onun bile en iyi yüzünü kendinize çevirebilirsiniz. İşte o zaman, karşımızdaki kişiyi suçlamak niye?
Sonuçta kimseye bir şey olmadan, ben kitaptakileri test edip onaylamış ve içimdeki yargıçtan kurtulmuş oldum.
Ve hayatıma girmiş ve ilerde girecek olan her insan için aynı saflık ve güzellikte düşüneceğim.