ATİLLA DORSAY

Tatilden iki başucu kitabı

Tatil benim için yine okuma zamanı oldu. Ne yapalım, kimi Bodrum'da her gece nasıl vur patlasın çal oynasın eğlendiğini yazar. Kimi garibanlar da ne okuduklarını! Bugün iki kitaptan söz etmek istiyorum. Ahmet Ümit'in Sultanı Öldürmek adlı dev (518 sayfalık) romanı, kesinlikle okunmayı hak ediyor (Everest). Günümüzde, Fatih Sultan Mehmet, babası sultan Murad ve oğulları Beyazıd ve Cem'in ilişkileri, özellikle de ölümlerine dair sırlar üzerine araştırma yapan bir avuç bilim insanını temel alan roman, ayrıca çok iyi incelediği o Osmanlı'nın Rönesans dönemi üzerine de sayısız bilgi içeriyor. Bir çağdaş cinayetle açılan roman, gerçi bir ara tarihe fazla eğilir gibi oluyor ve okuru hem günümüzden, hem de cinayetten uzaklaştırma riskini göze alıyor. Ancak sonra öylesine bir toparlanıyor ki... 'Katil'in kim olduğunu belki uzaktan uzağa sezebilirsiniz.. Ama yine de Ümit, özellikle son bölümü büyük bir yetkinlikle yazıyor ve tam bir gerilim ustası olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Hem sürekli gerilerek, hem de tarihimiz üzerine çok şey öğrenerek çıkacağınız bir okuma serüveni. İkinci kitap da hayli kalındı. Hülya Uçansu'nun Bir Uzun Mesafe Festivalcisinin Anıları (Doğan Kitap): 420 sayfaya yakın... Yine çok ilgiyle okunuyor, ama daha çok sinemaseverler ve özellikle İstanbul Festivali'ni 30 yıldır izleyenler tarafından... Sevgili Hülya'yı 30 küsur yıldır tanırım. Çok şeyini bilirim, ama böylesi bir yazma yeteneği olduğunu bilmezdim. Hülya'nın serüveni de çok ilginç. İyi bir eğitim almış, erken yaşta evlenip çoluk-çocuğa karışmış bir 'iyi aile kızı'nın, neredeyse birden kendisini giderek gelişen ve dünyanın sayılı sinema festivallerinden birine dönüşen dev bir organizasyonun başında bulması. Ve çok fazla sinema bilgisi olmasa da çalışkanlığı, gayreti, inadı ve de o güneş gibi sarışın güzelliğiyle, kısa zamanda bu işi en iyi biçimde yapıp tüm dünyada tanınması, sevilmesi. Az serüven değil... Hülya o yılları başlıca olayları, krizleri ve çözümleri, ünlüleri ve kaprisleri ve başka şeyleriyle, sürükleyici biçimde anlatıyor. Kitabın belki en ilginç ve de dokunaklı bölümü, onun festivale damgasını vurmuş ve artık aramızda olmayanlara bu kitap için yazdığı ' özel mektuplar': Nejat Eczacıbaşı, Onat Kutlar, Aydın Gün. Ve aralarında tam bir sevgi-nefret ilişkisi olduğu anlaşılan, onu hem bu göreve getirip hayatını değiştiren, hem de günün birinde sürpriz biçimde görevden alan Şakir Eczacıbaşı'na yazdığı mektup... Okumaya değer.