ATİLLA DORSAY

Bir bale gecesi ve ötesi

Sanat ve kültürü sadece aydınların işi sayanlar var. Oysa hangi toplumsal kesimden/sınıftan veya ekonomik düzeyden olursa olsun, her insanın hayatında sanat denen olayla ciddi kesişmeler vardır.
Çocukluğumuzda dinlediğimiz bir ninniden eski radyolardan yansıyan bir fasıl programına, gözümüzün takıldığı bir filmden kent parkında karşımıza çıkan, sevdiğimiz veya nefret ettiğimiz bir heykele, birçok olayın ve yaşam anının etkisinden doğan...
Ama aydın denen kesimin sanatla ilişkisi elbette bambaşkadır.
Kendimi de o kesimden sayma cüretiyle, şunu söyleyebilirim: bizimkisi olmazsa olmaz bir ilişki, neredeyse bir yaşama nedenidir.
Kaçınılmaz olarak, tercih ettiğimiz ve listenin başına aldığımız sanatlar vardır.
Ama gerçek bir aydının, sanatın her alanına açık olması ve hepsinin başlıca etkinlik ve ürünlerini izleme disiplinine erişmesi gereğine inanırım.
Elbette öyle olmuyor. Çeşitli nedenler, ardına sığınıverdiğimiz bahanelerle...
Örneğin bendeniz, onarımda olan AKM ve oradaki gösterileri yüklenen Kadıköy'deki Süreyya sineması salonuna gitmeyi trafik nedenleriyle inatla reddettiğim için (yoksa o salona bayılırım), uzun zamandır operabale izleyemiyorum.
Onun için, cumartesi akşamı CRR salonundaki bale festivali kapanış gecesine keyifle gittim. Üçüncü kez yapılan Uluslararası Bale Yarışması, artık dünyaca kabul edilmiş ve yerine oturmuş gözüküyor.
Ünlü Rus koreografı Yuri Grigoroviç başkanlığında çok saygın adlardan bir jüri oluşturulmuş. 60 yıl önce Dame Ninette de Valois'nın öğretmenliği altında kurulan Türk balesinin gelişimi kadar, bu tür organizasyonlarda eriştiğimiz düzey de şaşırtıcı.
15-19 yaş arası 'küçükler' ve 20-26 yaş arası 'büyükler' kategorilerinde üçer dereceyi paylaşan harika genç balet ve balerinler izledik. Nilay Yeşiltepe Güngör'ün sanat yönetmenliğiyle yapılan yarışmada Rus, Amerikan, İngiliz, eski Sovyet cumhuriyetleri, İtalyan ve Türkiye gibi ülkelerden geleceği mutlaka parlak sanatçılar heyecan vericiydi.
Sevgili Sevim Gözay'ın sunduğu geceyi Skytürk TV de naklen verdi.
Evde Devlet Opera-Bale genel müdürlüğünün Opera-Bale Gazetesi'ne göz attım. Ve etkinliklerinin zenginliğine şaşırdım.
Geleneksel Aspendos festivalinden İstanbul'da şu günlerde başlayacak 7'den 70'e Opera festivaline veya 10. yılına ulaşan Bodrum Bale Fesivali'ne... Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin, Antalya, Samsun'daki sahneler. Ve bu gösterileri sürekli turnelerle tüm Anadolu'ya götürme çabaları.
Daha güzel ne olabilir?
Bu güzel ve başarılı kurumu lütfen gözden çıkarmayalım. Biliyorum, çağımız özelleştirme ve ekonominin yükünü devletin üzerinden alma çağı. Ama bunu özenle, olabilecek en yumuşak biçimde yapmak gerekir.
Bırakınız bale-operayı, çok daha somut bir alanda yapılan İDO özelleştirmesi seyahat edenleri nasıl çileden çıkardı: İnsanlar neredeyse isyan edecek!.. Hele böylesi kazanç amacı gütmeyen, masraflı, ama o masrafı topluma kazandırdığı estetik ve yaşam sevinci duygularıyla katbekat geri ödeyen kurumlar konusunda son derece dikkatli olunması gerek... dersem, abartmış olur muyum?