FAHRETTİN ALTUN FAHRETTİN ALTUN

2019’a giderken dikkat!

Son dönem Türkiye siyasetine ilişkin ciddi bir yanılgımız var. Cumhuriyet Halk Partisi'nin 2010 yılından sonra yeni bir strateji geliştirdiğini ve dindar toplum kesimlerini tahkir eden "irtica söylemi"ni kullanmayı bıraktığını düşünüyoruz.
Bunun üzerinden Kemal Kılıçdaroğlu dönemiyle, Deniz Baykal dönemini karşılaştırıyoruz. Kılıçdaroğlu'nun Baykal'ın "irtica hortladı, laiklik tehdit altında, Türkiye İslamlaşıyor" söylemini kullanmayı bıraktığını söylüyoruz.
Burada bir duralım.
CHP'nin 2010 yılından sonra yeni bir strateji geliştirdiği doğru. Gerçekten de dindar toplum kesimlerini karşısına almamak için ciddi bir uğraş içine girdi CHP. Ancak, CHP'nin irtica söylemini terkettiğini söylemek doğru değil. Kemal Kılıçdaroğlu'nun yeni CHP'sinin terkettiği şey, "radikal laiklik söylemi"dir. Deniz Baykal, 2000'lerin Türkiyesi'nde 28 Şubatçı zihniyetin açıktan savunuculuğunu yapıyor ve bunun üzerinden bir siyasal dayanışma ağı oluşturuyordu. Baykal'ın CHP'si bu süreçte döne döne "laiklik tehlikede" propagandası yapıyordu. Ne var ki Baykal bu söylem üzerinden bir başarı yakalayamadı, AK Parti'nin önünü kesemediği gibi dindar toplum kesimlerinin ona daha fazla yönelmesine neden oldu. Batı'da o dönemde Türkiye ile ilgili yapılan analizlerde şöyle bir çıkarımda bulunulduğunu iyi hatırlıyorum. "CHP'nin temsil ettiği Kemalistler ideolojik olarak Batı'ya en yakın olan kesim, ancak toplumsal destekleri yok". Bu sürecin nasıl sonlandığını hepimiz biliyoruz. Deniz Baykal, bugün arkasında FETÖ'nün olduğu herkesçe malum adi bir komploya kurban gitti ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu geldi.
Kılıçdaroğlu'nun önüne konan ilk hedef, CHP'nin toplumsal tabanını genişletmekti. Bu çerçevede ilk olarak tartışmaya açılan husus, partinin irtica söylemi oldu. Ne var ki yeni CHP yönetimi bu noktada ciddi bir çelişkiyle karşı karşıyaydı. CHP, o güne kadar irtica söylemi üzerinden kendi siyasal dayanışma ağını üretmiş, ideolojik birliğini bu eksende sağlamıştı.
Gün sonunda yeni CHP yönetimi irtica söylemini Baykal döneminde olduğu gibi kaba saba yöntemlerle değil, daha sofistike bir biçimde sürdürmek gerektiğine kanaat getirdi. Ve ilk olarak "radikal laiklik söylemi"ni terketti. İrtica söylemini ise formatını değiştirerek ve daha çok Kemalist toplum kesimlerini mobilize etmeye dönük olarak kullanmaya devam etti. İrtica söylemi, yeni CHP'nin elinde "yaşam tarzına müdahale" söylemine dönüştü. "İrtica hortluyor" cümlesi, "yaşam tarzımıza müdahale ediliyor" cümlesine tercüme edildi. Özünde CHP bir siyaset değişikliğine gitmedi. Gidemezdi, çünkü bu siyaset CHP'yi var eden siyasetin ta kendisiydi. Bu süreçte dindar toplum kesimleri açıktan hedefe konmadı, ancak dini yaşam biçimleri ötekileştirildi, aşağılandı.
CHP, 2019'a en temelde bu hattı kullanarak gidecek. Yaşam tarzı siyasetiyle toplumu tam ortasından bölmeye dönük bir strateji izleyecek. CHP, 2010'dan bu yana yaptığı gibi ikili bir siyasi söylem kullanarak yapacak bunu. Partinin yönetici elitleri yukarıda daha soğukkanlı bir söylem kullanırken, parti teşkilatları aşağıda halkı galeyana getirmeye dönük kışkırtıcı propagandalar yapacaklar. CHP 2019'a radikal bir kimlik siyaseti ve ikili bir siyasal iletişim kampanyasıyla gidecek. Bu süreçte önümüze birçok provokasyon çıkacak, CHP medyası "yaşam tarzına müdahale" algısını pekiştirmek için daha birçok uydurma haber yapacak. Ne olursa olsun 2019'a giderken bu ayrıştırma siyasetinin ve ikili siyasal iletişim kampanyasının ciddi bir risk teşkil ettiğini görmemiz gerekiyor. CHP'nin bu ayrıştırma siyasetini AK Parti yönetici elitlerinin ve hatta parti liderinin tek başına karşılaması ve geçersiz kılması mümkün değil. AK Parti'nin hem yönetici elitleri, hem de teşkilatları Türkiye'nin aslı esasını, gerçeğini toplumun bütün kılcallarına nüfuz ederek tekrar tekrar anlatmak durumunda.