TULU GÜMÜŞTEKİN TULU GÜMÜŞTEKİN

Hükümet, koalisyon ve erken seçim

7 Haziran 2015 tarihinde yapılan parlamento seçimleri, parçalı ve hiçbir partinin salt çoğunluk sağlamadığı bir meclis oluşturdu. AK Parti'nin 2002 yılından bu yana girdiği seçimlerde sandalyelerin mutlak çoğunluğunu kazanıyor olması, bu seçimlerin de benzer bir şekilde sonuçlanacağını düşündürmüştü. Seçim bölgelerindeki sonuçlara bakıldığında, oyların büyük ölçüde "çözüm sürecine" odaklandığı, bu sürecin özerkliğe kadar gitmesini isteyen kesimle derhal durdurulmasını isteyen kesimin oylarını arttırdıkları görülüyor. Bir yanda HDP, diğer yanda MHP geçmiş seçimlerdeki oy oranlarını çok ciddi biçimde arttırdılar. HDP, Güneydoğu illerinde önemli baskı uygulayarak, kimi iddiaların beslediği şaibeli sandık sonuçlarıyla oy sayısını arttırdı, oy oranına nazaran çok yüksek sayıda da sandalye kazandı. Çok büyük oy kaymaları yaşanmasa da, seçimleri her iki yönden esen milliyetçilik rüzgârı etkiledi. MHP ve HDP, genelde aldıkları toplam yüzde yirmiler düzeyindeki oylarını yüzde otuzlar mertebesine taşıdılar. 10 puanlık bir sapma oluştu. Bu sapma da seçimin kaderini değiştirdi.
Sandalye dağılımı sonucu, seçimlerde açık farkla önde gelen AK Parti, yüzde kırk bir oy oranına rağmen salt çoğunluğa ulaşamadı
. Bu andan itibaren de koalisyon hesapları yapılmaya başlandı. Muhalefet partileri, yıllardır iktidar olmamanın rahatlığı ile seçim sonuçlarına her zamanki gibi hazırlıksız yakalandılar. Seçimden bu yana bir aydan fazla geçmiş olmasına rağmen nasıl bir hükümet ve nasıl bir işbirliği içinde olmak istediklerine karar verebilmiş değiller. Ana muhalefet partisi lideri, yüzde altmış oy alan toplam muhalefet cephesinin hükümet olması gerektiğini söyledi. İkinci büyük muhalefet partisi lideri, HDP ile hiçbir biçimde işbirliği yapmayacağını söyleyerek bu ihtimalin hayal bile olamayacağını açıkladı. HDP ise, ciddiyet ile ciddiyetsizlik arasında gidip gelen demeçlerle, aldığı oyların yaşattığı sevinç sarhoşluğundan henüz gerçek dünyaya geçiş yapamamış gibi görünüyor.
İş dünyası ve belirli bir grubun medyasının istediği ise Federal Almanya benzeri bir "grande coalition", yani AK Parti ile CHP'nin bir araya gelerek hükümet kurması. Federal Almanya Cumhuriyeti, kurulduğu günden beri koalisyonlarla yaşayan, federal yapıda olduğu için eyalet düzeyinde de merkez hükümetten farklı koalisyonlar oluşturan, son derece karmaşık bir seçim sistemine sahip bir ülke. Türkiye ile kıyaslanması çok anlamlı değil. Kıyaslanabilecek İtalya, Yunanistan gibi ülkelerde ise koalisyon hükümetlerinin başarısızlıkları ve yarattıkları vahim durumlar ortada duruyor. Meclis başkanlığı seçimlerinde CHP'nin kendi adayına oy verme konusundaki tereddüdü ve diğer partilerin dağılmışlığı göz önüne alınırsa, Türkiye'de bir koalisyonun ne kadar uyumlu çalışacağı, ne kadar uzun ömürlü olabileceği konusundaki haklı endişeler çoğalabilir.
Türkiye, çepeçevre savaş, ekonomik felaketler, sürgün, göç, katliam, gerginlik ile çevrili. Bu anlamda, hem kendi halkı, hem de çevre ülkelerin bahtsız halkları için bir umut ışığı olmak görevini üstlenmiş bulunuyor. Bu siyasi olduğu kadar, insani bir görev...
Bu anlamda, tecrübeli, istikrarlı, kararlı adım atabilen ve dünyayı bilen bir tek parti hükümetine ihtiyacı var. Sadece Türkiye halkı için değil, dünya barışı ve istikrarı için böyle bir hükümete gerek var. Ne zaman çözüleceği belli olmayan bir koalisyonla, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a savaş ilan etmeyi aklına koymuş siyasi hareketleri iktidar ortağı yaparak bu hedefe ulaşılamayacağı açıkça ortada. Önümüzdeki gün ve haftalar, koalisyon çalışmalarında neler yapılabileceğini gösterecek. Ancak işleyen, şeffaf Türk demokrasisinde çare doğal olarak tükenmez. Erken, ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tabir ettiği gibi tekrar seçim gündeme hızla gelebilir. Türk seçmeninin sağduyusu, hükümet olma aşamasında yapılan hataları, takınılan sorumsuz, günden güne değişen tutumları, hazırlıksız siyasi hareketlerin güvenilmezliğini doğru değerlendirecektir.