YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Ramazan'a ayıp olmuyor mu?

RAMAZAN gelince televizyon sektörünü yine tatlı bir telaş aldı. 11 Ayın Sultanı, televizyon sektörü için de baş tacı. Son birkaç yıldır Ramazan sebebiyle yeni sezon erken başlıyor. Kanallar cicilerini ekrana sermek için artık Eylül ayını beklemiyor.
Bu yıl da önümüzdeki haftadan itibaren kanallar ağır toplarını birer birer ateşleyecekler. Yani Ramazan ayında sadece iftar topunun sesini duymayacağız.
Kanalların patlatacağı yeni bombalar da ses getirecek.
Ramazan, reklam sektörü için de giderek daha fazla değer ifade etmeye başladı. Ancak mübarek Ramazan ayına haddinden fazla 'ticari' anlam yüklenmesi beni fazlasıyla rahatsız ediyor. Tıpkı Anneler Günü, Babalar Günü ya da Sevgililer Günü gibi Ramazan da bir tüketim ve harcama 'fırsatı' olarak sunuluyor.
Örneğin; bir süredir kolalı içecekler iftar sofralarında hoşafın, kompostonun, şerbetin yerini aldı. Ramazan gelince hepsi birden cümbür cemaat kampanyaya başlıyor.
Hani neredeyse top patlayınca Besmele ile elin Amerikalı'sının ürettiği koladan bir yudum almadınız mı, orucunuz kabul olmayacakmış gibi! (Tövbe estağfurullah) Gazeteler birbiri ardına dini yayınları kupon karşılığı okuruna sunmanın telaşında. Sucukçular ise iyice coştu. Bizim reklamları gören Araplar, Türkiye'de orucun hurma ya da zeytinle değil, sucukla açıldığını sanacaklar.
Hadi hepsini geçtim, banka reklamında Ramazan davulu çalan Süpermen'e ne diyorsunuz?
Ramazan'dan kâr süzme fırsatçılığının en uç örneklerinden biri de son zamanlarda ekranda sıkça gördüğümüz bir klima reklamı. Beyazlara bürünmüş bilge adam diyor ki; "Bu sıcaklarda günde 15 saat oruç tutacaksınız.
İftarınızı şöyle serin serin yapmak istemez misiniz? Alın bir klima, aklınızı kullanın..."
Yani 40 yıl düşünsem, klima ile oruç arasında bir ilişki kuramazdım. Gerçekten de akıllarını kullanmışlar!