YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Yine engelli koşmasınlar

Engelli sporcuların feryadını haber bültenlerinde duydum. Engelliler Spor Federasyonu, ödenek verilmediği gerekçesi ile atıcılık dışındaki tüm branşlarda yürüttüğü faaliyetleri durdurmuş. 17 yaşında olmasına rağmen uluslararası yarışmalarda tam 17 madalya kazanan engelli yüzücü isyan ediyordu: "Ben şimdi ne yapacağım? Kendimi en normal hissettiğim yer; havuzdu. Burada herkes benim gibi olduğu için kimse dönüp tuhaf tuhaf bakmıyordu..."
Gençlik ve Spor Bakanlığı'ndan jet açıklama geldi. Engelli Spor Federasyonu'nun bütçesi ibra edilmediği için para aktarımı yapılamamış.
Faaliyetlerin devamına ya da sonlandırılmasına karar vermek ise ilgili Federasyon'un inisiyatifindeymiş vs... İyi de bunlar sadece mazeret. Aslolan ne? Engellileri yine bir başlarına evlerinin dört duvarının arasına hapsediyor olmamız.
Peki bu olan bitende engellinin suçu ne? Bu günahsızlara 'engelli' diyorsak, bürokrasi hazretlerine ne diyeceğiz? İki müfettiş, üç imza ile sorunu gidermek dururken, hayatla kurdukları tek bağlantı spor olan bu insanları karanlık girdaplara terk etmek niye? Hem kendiyle, hem hayatla barışık lisanslı sporcuları bile gün ışığından mahrum edersek, kafasını kapıdan çıkarmaya ürken ya da aileleri tarafından 'ev hapsine' mahkum edilen milyonlarca engelliyi nasıl toplum hayatına kazandırabiliriz ki?
Bu yazıyı kaleme alırken, gözüm Yunan Çipras'ın kabinesindeki görme engelli bakanın fotoğrafına ilişiyor. Elalem 100 metreyi uçarak geçmiş...
Bize yine 110 engellinin startında kara kara düşünmek kalmış...