YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Sarı kamyon dehşeti kaderimiz mi?

Bu yazıyı 25 Eylül 2014'te bu sütunlarda yazmışım:
'İstanbul koca bir şantiye gibi... Her köşe başından devasa bir inşaat yükseliyor. Tabii ki imara, iskana, yenilenmeye karşı duracak değilim ama çevre duyarlılığına, şehircilik planlarına ve insan hayatına saygı duyulduğu sürece...
Gelgelelim, bunca inşaatın aynı anda devam ediyor olması, ortaya bir 'denetim zaafı' getirmiş belli ki...' Üç yıl önce ise bu sütunlarda şöyle yazmıştım:
'İstanbul ve çevresindeki dev inşaat projeleri nedeniyle önümüzdeki yıllarda hafriyat kamyonları şehir içinde günde 7 bin sorti yapacak.
Aman dikkat!' Peki ne oldu? O koca kamyonların karıştığı kazalar neredeyse her gün haber bültenlerine taşınır oldu.
Yani aslında İstanbul'un başına bela olan sarı renkli hafriyat kamyonları konusunda ilgilileri ta 2011'de bu köşeden uyarmışım. Yetmemiş, üç yıl sonra yine 'Ben demiştim' yazısı yazmak zorunda kalmışım.
Bugün kendimi yeniden yazmak zorunda hissediyorum.
Çünkü beş yıldır bu köşeden avaz avaz bağırmama rağmen hafriyat kamyonları dehşeti azalacağına, artmış.
Belli ki, yaptıkları günlük sorti başına para aldıkları için şehir içinde 'deli gibi' giden bu kamyonları denetleyen yok. Eğer olsaydı, neredeyse her hafta gazete sayfalarına, haber bültenlerine yeni bir 'sarı dehşet' haberi yansır mıydı?
Daha birkaç gün önce bir tanesi yağışlı, kaygan yolda sürat yaptığı için Küçükçemece'de metrobüsün üzerine devrilmedi mi? Son üç günde üç kamyon dehşeti haberi bültenlere girmedi mi?
Peki birilerinin bu işe el atması için daha kaç insanın ölmesi ve bu köşenin garip yazarının daha ne kadar nefes tüketmesi gerekiyor?
Sarı, karantinanın rengidir.
Söyler misiniz, İstanbul'un trafiği ne zaman 'karantinaya' alınacak?