YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Terim’e güveniyorum

Son ayların en fazla eleştirilen ismiydi. Sebebi;
Arda, Burak, Selçuk gibi yıldızları(!) Milli Takım'a çağırmamasıydı.
Oysa üçü de son Avrupa Şampiyonası'nda tel tel dökülmüşlerdi.
Dahası, Milli Takım kampındaki tuhaf tutum ve davranışları da medyaya konu olmuştu.
Köşelerinde adam asmaca oynamaktan başka bir şey yapmayan bazı zevatlar;
Dünya Kupası elemelerinde Türkiye'nin başarısız olması, dolayısıyla da Terim'in 'cezalandırılması' için ellerini ovuşturup beklemeye koyuldu. Hatta Fatih Terim ve 'evladı' yerine koyduğu Arda'nın arasını bozmak ve onları kafa kafaya vurdurmak için adeta seferberlik ilan edildi.
Unuttuğumuz, ihmal ettiğimiz gerçeğe gelince... Bu takımın patronu Fatih Terim'dir. Hoca, istediğini oynatır, istediğini oynatmaz.
Evet, Milli Takım hepimizindir ama teknik direktörü de öyle... Keşke, spordaki 'hesap sorma' iştahımızı, siyasette de göstersek. Örneğin, CHP'den biri çıkıp Kılıçdaroğlu'na 'Yahu 10 seçim yenilgisine rağmen, neden hâlâ o koltukta oturuyorsun?' diyebilse.
Nerdeeee...
Futbola geri dönecek olursak; ben Ukrayna karşısındaki Milli Takım'ı 'umut verici' buldum. Maç 3-1 aleyhimize de sonuçlanabilirdi, 3-1 lehimize de.
Futbol ilahları yanımızda olsa, iki şutumuz direkten dönmese, hakem acayip bir penaltı yaratmasa, gole giderken avantaj kuralını ayaklar altına alıp çiğnemese; bugün Terim'i eleştirenler onu 'devrimci' ilan etmezler miydi? Ben burnu büyük, başarıya doymuş, Milli Takım'ı 'prim sağılacak, piyasa yapılacak, kompleks giderilecek yer' diye belleyenlerin yerine, 90 dakika boyunca ciğeri sökülürcesine koşan gençleri yüz kere tercih ederim. Tıpkı Fatih Hoca gibi...