YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

‘Sıra sende Türkiye’

TRT 1'de cumartesi gecesi yeni bir müzik yarışması başladı. Jürisi ve ilginç formatıyla son derece iddialı bir yapım olarak görünmüştü. Ama eksikleri, 'reyting hüsranı' olarak geri döndü. Yarışma ilk gün Total'de 72'nci, AB'de 27'nci oldu.
Öncelikle sunucudan başlayayım. Hem oyunculuğuyla, hem nitelikli sunuculuğuyla bu köşeden pek çok övgü alan Uraz Kaygılaroğlu yine yüzümü kara çıkarmadı. Hem sempatik, hem ölçülü, hem de komik ve enerjikti. Puanlamaya jüri ile beraber stüdyodaki izleyicilerin, halk jürisinin ve orkestra üyelerinin de katılıyor olması her şeyden önce 'güven ve adalet' telkin etti. Ancak halk jürisinin daha renkli ve konuşkan kişilerden seçilmesi gerekirdi. Ayrıca elemelerin 'düello' şeklinde yapılması, iki gecelik maraton sonunda her hafta bir şampiyonun çıkması ve 10'uncu haftanın sonunda şampiyonların şampiyonunun belirlenip 200 bin liralık ödüle kavuşacak olması ise heyecan katsayısını yükselten dinamik bir uygulama olarak göze çarptı.
Gelelim gözüme batan çapaklara...
Öncelikle yarışmanın jenerik müziği ve cingılının bir müzik yarışması için son derece 'silik' olduğunu söylemeliyim. Mutlaka yenilenmeli. Bu tür yarışmalarda mücadele edenlerin sadece ilk isimleriyle anılması da hoşuma gitmiyor. Soyadları ekrana taşınmayınca, onları yetiştirip büyüten ailelerinin onlarla gurur duyma hakkı ellerinden alınıyormuş gibi geliyor bana. Ve jüri... 'iki komik, bir melek'ten oluşuyor. Metin Şentürk ve Mustafa Keser, her zamanki doğaçlama esprileriyle milleti eğlendirmeyi başardılar. (Mustafa Keser'in bir yarışmacı için yaptığı 'Masrafı kurtarır' yorumuna çok güldüm mesela) Işın Karaca ise kanatsız melek gibi hemen her yarışmacıya övgü yağdırdı. En başarısız olanların bile teselli annesiydi. İyi hoş da, insan bu tür yarışmalarda gençlere yol gösterecek 'köşeli' yorumları da beklemiyor değil. Yorumlar bu denli 'tozpembe' olunca, insan gerçeklik hissinden de kopuveriyor. Malum; sanatçılar, hayran kitleleri üzerinde olumsuz bir izlenim bırakmamak için yorumlarının köşelerini sürekli yuvarlamak zorunda kalıyorlar. Bu da iyimserlik ve pozitiflik sınırlarını aşıp 'eyyamın' karasularını ihlal ediyor. Diyeceğim o ki; bu jüriye, şirin görünme kaygısı olmayan bir de 'kötü polis' lazım...
Ve son söz: İnsan bu tür yarışmaları 'canlı' izlemek istiyor.