YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Ahh Vatan’ım...

Pazar gecesi haber kanallarını dolaşırken aniden ekrana düşen alt yazıya inanamadım, defalarca okumak zorunda kaldım: 'Vatan Şaşmaz öldürüldü...' Vatan ve cinayet...
Ömrüm boyunca bir arada telaffuz edileceğine ihtimal veremeyeceğim iki kelime...
Vatan, bu sektörde 'Arkadaşım' diyeceğim bir avuç kişiden biriydi. (Hele yıllar önce birlikte yaşadığımız ve ömrüm boyunca sır olarak tutacağım bir Ankara maceramız vardı ki, resmen film olurdu) Vatan naifti, 'ayran gönüllü' diyebileceğim kadar duygusaldı ve bana göre sunucu- oyuncular arasında en entelektüel olanıydı. Sürekli okur, araştırır, kendini geliştirirdi.
Benim gibi 'azılı' bir hayvanseverdi, çevre dostuydu.
Ülkemizin standartlarını aşan bir yakışıklılığı vardı.
Eğer 'James Bond' ve 'Superman' bizim yapımımız olsaydı, başrolünde mutlaka o yer alırdı. İki kez 'Medyatik' programıma konuk olmuştu, en az iki kez de televizyon programlarına birlikte konuk olmuştuk. Resmen benim ekran ekürimdi. Onunla en son Yenikapı mitingine giderken sanatçıları taşıyan teknede bir araya gelmiş, uzun uzun hasret gidermiştik.
Anladığım kadarıyla aşk ile saplantıyı birbirine karıştıran bir kadını ikna etmek için o otel odasındaydı. Muhtemelen "Ben artık bir aile babasıyım.
Yakında da baba olacağım.
Bırak artık peşimi" deyip son sözünü söyledikten sonra arkasını dönüp kapıya yönelirken sırtından dört kurşunla vurulmuş.
Oysa babalık ona ne de çok yakışacaktı.
Olmadı...
Nurlar içinde yat arkadaşım...