YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

İnsanlığımız derin dondurucuda

Değerli okurumuz, köşemizin müdavimi Kemal Kozan'dan bir mesaj aldım. Diyor ki; "Merhaba Yüksel Bey. Her Kurban Bayramı'nda olduğu gibi bu bayramdan önce de tüm televizyon ve radyo kanalları derin dondurucu reklamlarından geçilmiyor. Beyaz eşya satan birkaç yere sordum, bazı modeller gerçekten yok satıyormuş. Bu gidişle yardımsever ruhumuz da derin dondurucuya girmek üzere. Saygılarımla."
Sevgili Kemal Kozan öyle haklı ki... Aslında kurban etleri, ihtiyacı olan, kursağından et geçirmekte zorlanan insanlara gitmeli değil mi? Peki öyle mi oluyor gerçekten? Kurban sahiplerinin büyük çoğunluğu, kestikleri hayvanın çok önemli bir bölümünü kendilerine ayırıyorlar. Buzdolaplarının dondurucu bölümleri bu etleri almadığı için derin dondurucu satışları da patlıyor doğal olarak. Yani kurban geleneği amacından saparak, 'doymaz bir iştahla et stoklama bayramı'na dönüşüyor.
Daha önce de yazmıştım; ne zaman 'derin dondurucu' lafını duysam, aklıma 'Mandıra Filozofu 2' filminde 'Mustafa Ali'nin söyledikleri geliyor. "Derin dondurucu icat oldu, mertlik bozuldu" diyordu Mustafa Ali. Bu alet yüzünden, 'ihtiyacının üzerinde' öldüren tek canlı olan insanın iyice arsızlaştığından dem vuruyordu. "Adamın teknesinde derin dondurucu olduğu için bir balıkla yetinmiyor, üç-beş balık birden tutuyor. Denizlerde balıkların azalması bu yüzden" diyordu...
Hayrımız da donuyor, insanlığımız da... Gün gelir, çözülürüz inşallah!