YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Tiyatro, ille de tiyatro...

Bir televizyon köşesinde tiyatro güzellemesi yapılmasının ülkenin kültürel hayatına olumlu katkı sağlayacağına inandığım için, okurumuz Şehri Çabuk'un 'Frankenstein' oyunu için yazdığı harika yorumu sizlerle paylaşıyorum:
"Merhaba Yüksel Bey.
'Frankenstein', 14 Ekim'de Zorlu Sahne'de tekrar perde açıyor. 1881'de ilk kez Fransızca olarak yayınlanan 'Frankenstein'ı, çocukluğunu ve gençliğinin ilk yıllarını Fransa'da geçirmiş aktör Cansel Elçin canlandırıyor.
'Frankenstein', ilk seyirden sonra izleyiciyi tekrar tekrar drama sahnesine davet eden müthiş bir oyun.
Oyunda bilimi, felsefeyi içselleştirirken duygusal bağlama anları sizi ele geçiriyor.
'Victor Frankenstein' tarafından yaratılıp terk edilen yaratığa kendi bedeninde olamamak, yaşadığı dışlanmışlıklar ağır geliyor. Kibirli bilim adamımızın yarattığı yaratık, yolunu kesip geleceğini gölgeliyor, onu ele geçiriyor. Yaratığın ilk dönemde anlayabildiği tek şey yardıma muhtaç olduğu. Kendisine yardım eden kör adam (Yılmaz Gruda) sayesinde düşünebilen bir yaratık oluyor. Ucube bedenine verilen hayatı o güne kadar yaşadığı ötelenme duygusu, utanç dahil her şeyini öfkesi ile geri almak istiyor.
Tüm cepheler daralıyor; hedef, yaratıcısı 'Frankestein' (Cansel Elçin) oluyor.
Kerem Alışık oyun içinde bir yaratık, canavar gibi gözükse de, kendi için yazılmışı, altta işlenmiş duygusal mesajlar vererek insanlığa ve çok tabii bir şekilde oturduğumuz seyir koltuğunda bize aktarıyor. Yaratığımız, yaralı ruhunu yaratıcısına, sahibine onarmak için sunuyor. Lakin 'Frankenstein', kibrine gem vurmuyor. Nefret bazen insanı önüne katıp olmadık yerlere götürür. Yaratığımız, yaratıcısının kardeşi 'William'a zarar veriyor; beslediği, çoğalttığı nefreti ile yaratıcısına ulaşıyor.
'Frankenstein'; kendi tekrarını, hiçbir vakit törpülemeyi düşünmediği kibri ile yaşıyor. 'Elizabeth' (Deniz Uğur), severek özgürleşmeyeceğini biliyor. Yine de umutları, zorunlu olarak yalnız kalma sürecinde silinip gitmiyor. Aksine, sevdiği kibirli bilim adamı için umut yetiştiriyor. Aşktan kalan kaderini kendine ulaya ulaya ekliyor. 'Zehirli bir kış akşamı ya da bahar...' Yaratık öylece gelip zifaf gecesinde 'Elizabeth'in hayatına dahil oluyor. 'Elizabeth' de yok oluyor, 'Frankenstein'ın kibri de..."