YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Kemoterapi seansı gibi dizi

Bu sezon hangi dizinin peşinden koşacağımız daha ilk bölümden belli oldu: 'Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz'...
Evet, hepimiz tahmin etmiştik 'Hızır Reis'in yeniden sahalara döneceğini. Çünkü yeraltı dünyasında 'emeklilik' diye bir şey olamazdı. Hatta 'malulen' emeklilik bile yoktu. Yeraltına bir kere indin mi, bir daha çıkışı bulmak imkansızdı.
Nitekim kendine Karadeniz yaylalarında yeni ve huzurlu bir hayat kurmak isteyen 'Hızır Reis'i de paçasından değil, tam kalbinden tutup daha derine çektiler. Ancak dönüşün bu kadar dramatik, bu denli travmatik olacağı aklımıza gelmemişti doğrusu. 'Hızır''ı öldürmek için ateşlenen kurşun, biricik kızı 'Zeyno'yu buldu. Bu karanlık dünyada kurşunun asla adres sormayacağının en hüzünlü hali taşındı ekrana. Oktay Kaynarca (Hızır) ile Deniz Çakır (Meryem) muhteşem oynadılar o sahneyi.
Allah göstermesin, evlerden ırak olsun, 'evlat acısının' ne demek olduğunu öyle etkileyici mimiklerle, öyle yoğun bir vücut diliyle anlattılar ki; o büyük dram adeta iliklerimize işledi. Oktay, zıpkınlanan bir kılıç balığı gibi adeta 'gözünden' öldü. Deniz, şoke olup donakalmak ile acıyı hazmedememek arasındaki o en kritik ruh halini sanki tuvale resmetti.
'Eşkıya'yı mafya dizisi olmakla, şiddeti azmettirmekle filan eleştirenlerin bu sahneyi defalarca izlemesinde fayda var. Bu işe bulaşanların nasıl sonunun olmadığını, su testisinin nasıl su yolunda kırıldığını, kılıçla yaşayanın nasıl kılıçla ölmeye mahkum olduğunu, böyle bir hayatın içinde 'aile kalmanın' nasıl imkansız olduğunu öyle 'gerçekçi' anlatıyor ki, insan mafya adetlerine ve bireysel silahlanmaya lanet okuyor.
'Eşkıya', bu haliyle kanser hücrelerini yok etmek için vücuda tedavi edici dozda verilen zehir gibi...
Evet belki halsiz düşeceğiz, belki midemiz bulanacak, hatta kusacağız ama bu kemoterapiye hepimizin ihtiyacı var...