YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Kitap okumak 'ceza’ olursa...

Haber bültenlerinde şaşkınlık ve üzüntüyle izledim. Kahvehane sahibi, sokaktaki bir köpeğe kötü muamelede bulunmuş. Hayvansever bir genç kadın şikayette bulununca adama 'kitap okuma cezası' verilmiş. Okuyup bitirmesi ve sonra özetle anlatması istenen kitap, Hayvan Hakları Beyannamesi'nin 99 maddesini içeriyormuş. Bir hafta sonra adamı, şikayetçi kadın tarafından 'sözlüye' kaldırılırken izledim. Adam kem küm edip durdu. Belli ki kitabın tek satırını okumamıştı. Onun yerine hayvanları koruma derneklerine gönderilmek üzere kahvehanede 70 lira bağış toplamıştı. Yani kendi doğrularının kılavuzluğunda 'kestirmeden' gitmişti. 'Cezası kaç paraysa öderim kardeşim' mantığı...
Haberde bir hayvanın eziyet görmesinin yanı sıra beni en çok rahatsız eden, 'kitap okumanın' ceza olarak görülmesi. (Geçen yıllarda da orman yangınına neden olan bir vatandaşa zorla çevre kitabı okutturulmuştu) Keşke adama bir hafta boyunca barınaklarda kulübe temizleme cezası verilseydi. Şimdi bu haberleri izleyen bir çocuğa kitap okumanın faydalı bir şey olduğunu nasıl anlatacaksınız? Onun mantığında ceza olarak öngörülen bir şey, keyifli ve yararlı olabilir mi? Çocuk, okula gidip gelirken çantasında taşıdığı kitapları boyunduruk, ders saatlerini ise kürek mahkumiyeti sırasında geçirilen çile gibi görmez mi? Tıpkı RTÜK'ün kuralları çiğneyen kanallara 'belgesel yayınlama cezası' vermesi gibi... Belgeseli, kanalların ayağına vurulacak pranga gibi gören mantıkla kültürel açıdan yol almak, bilimi, sanatı, coğrafyayı, tarihi sevdirmek mümkün mü?
Yıllar önce 'kitabın ve matbaacılığın beşiği' Frankfurt'a yaptığım seyahatte kentin muazzam kütüphanelerine hayran kalmıştım. Hepsi de hınca hınç doluydu. Nehir kenarındaki banklarda, toplu ulaşım araçlarında elinde kitap ya da dergi bulunmayan insan yok gibiydi. Düşünüyorum da, bir Frankfurtlu için en büyük ceza ne olabilirdi acaba? 'Bir hafta boyunca kitap okumamak' sanırım...