YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Erhan Çelik’in duruşu

Erhan Çelik-Gülben Ergen olayının detaylarına girmek niyetinde değilim. Bu köşenin okurları, benim 'mahremiyet ve özel hayatlara saygı' konusundaki mesafeli duruşumu bilirler. Bu tür konular her ne kadar kamuoyuna mal olmuş hale gelseler bile, her kelimemi hassas kuyumcu terazisinde tartıp öyle kullanmaya özen gösteririm.
Ancak bu olayda Erhan Çelik'in ilkeli ve kararlı duruşunu önemsiyorum. Bunun, şov dünyasındaki pek çok insana örnek olması gerektiğini düşündüğüm için burada analiz etme ihtiyacı duyuyorum.
Çelik, istemese de bu olay yüzünden neredeyse her gün magazin medyasının manşetlerini, sabah programlarının ekranlarını meşgul etti. Ancak suskun kaldı. Niyeti hem ilkelerine sadık kalmak, hem de ana haber bülteninin yüzü olarak bağlı olduğu kurum olan devlet televizyonunu, tartışmaların yarattığı sert rüzgarlardan korumaktı. Ama baktı ki konuşmadıkça, kendini ifade etmedikçe, her şey gelip gelip üzerine yıkılacak; sonunda mücadele etmeye karar verdi. Ama önünde bir engel vardı; TRT imajı... Hem medya üzerinden mücadeleye girişip, hem de 'inandırıcılık ve saygının' ön planda tutulması gereken 'haber sunuculuğunu' bir arada yürütmenin öncelikle kurumuna zarar vereceğini düşündü. Haklıydı. Kendisine yakışanı yapıp 'savaşını sürdürmek için' ana haber sunuculuğuna dört aylığına ara verdi.
Erhan Çelik'in haklılığı ya da haksızlığıyla ilgilenmiyorum. Ama onun saygıdeğer duruşunun, özel meselelerini halletmek için çalıştıkları medya kuruluşlarını kalkan ya da dayanak olarak kullanmayı alışkanlık haline getiren tüm medya mensuplarına örnek olmasını temenni ediyorum.