FUNDA KARAYEL FUNDA KARAYEL

‘Namuslu bir film çektik’

Bu sezon izleyicinin karşısına naif bir polis karakteriyle çıkmaya hazırlanan Sarp Levendoğlu ile 7'nci Bodrum Türk Filmleri Haftası'nda bir araya geldik ve başrolünde yer aldığı, yönetmenliğini Mehmet Demir Yılmaz'ın yaptığı 'İki İyi Çocuk' filmini konuştuk...

En son 'Deliormanlı' filminde bir boksörü canlandırmak için aylarca role hazırlanmıştınız. Şimdi çok başka bir karakterle karşımızdasınız. Bu rol için ne gibi değişiklikler oldu hayatınızda?
'Deliormanlı' zamanında 13 ay boyunca haftada sadece bir günüm boş olacak şekilde sabah iki, akşam iki saat antrenman yaparak role hazırlanmıştım. Bu film için biraz değiştim zayıfladım.

ABARTIYA KAÇMADIK
Senaryoyu okuduğunuzda rolle ilgili ne düşündünüz?
Fırtınalı bir gün bahilde sörf yapıyordum. Karaya doğru gittiğimde, Harun Antakyalı adında çok değerli bir ressam abim bana "Böyle bir film projesi var" dedi. Açıkçası ben son oynadığım diziden sıkılmıştım; çok klasikti, aynı şeyler, uzun uzun algılar vardı. Bir sürü tanınan simayı aynı filme doldurup oradan bir şeyler elde etmeye çalışmalar falan da yoktu bu filmde. O yüzden bu senaryoyu okuduğumda, uzun zamandır okuduğum en namuslu senaryo diyebildim. Okuduğumda eski naif Türk filmlerini anımsattı bana bu film. Acıtasyona çok müsait bir konu ancak film bunu yapmıyor. Neyi fazla yaptıysak Mehmet, "Azaltalım abi" dedi. O yüzden iyi oldu diye umuyorum.



İzleyiciyi acıtasyonun olmadığı dramatik bir ağabey-kardeş hikayesi bekliyor anladığım kadarıyla. Bunun dışında hikayeyle ilgili neler söylemek istersiniz?
'Kazım' zihinsel engelli bir karakteri canlandırıyor. Her yerde polis üniformasıyla geziyor. Trafiği yönetiyor, şehirde çok seviliyor. Ben de başkomiseri canlandırıyorum. Benim oynadığım karakterin kardeşiyle ilgili bir travması var. Konuşmuyorlar, kardeşi çok asi. 'Kazım' da karakola geldiği gün 'Abi' diyor ve bu benim oynadığım karakterin hoşuna gidiyor. Sonra ona yardım etmeye başlıyor, kocaman iki adamın aslında birbirlerine çocuk gibi arkadaşlık etmelerini anlatıyor film.

Çekimler Antakya'da gerçekleşti. Nasıldı set ortamı?
Nefisti, biraz sıcaktı sadece. Yemekler çok güzeldi. Çalışmadığımız günler Yumurtalık'a sörfe gittim. 'Zaten sana sörf de yaptıracağız' diye kandırdılar beni filmde. Çok güzel bir yer, inanılmaz bir sahil ve kimsenin haberi yok. Yörenin insanları çok modernler. Çekimler esnasında çok ilgi gösterdiler. Asla şikayet etmek için söylemiyorum; mesela bir sahne tam çekilecek, yanımda biri var selfie çekiyor, şunu diyorum: "Şu an sahnedeyiz."

DEDİKODU SEVMEM
Filmin verdiği mesaj iyiliğin eninde sonunda kazanacağı yönünde. Siz ne düşünüyorsunuz?
Eninde sonunda kazanıyor bence, gerçekler ortaya çıkıyor, iyilik kazanıyor. Zaten zor bir dünyada yaşıyoruz, insanlar filmden tebessümle çıksın. "Hayatınızın filmi olur" diyemem ama iyi vakit geçirirler.

Sizi basında genelde gergin görüyoruz ama özünde öyle değilsiniz...
Sevmiyorum magazini, dedikoduyu. Dedikodu yapanı da sevmiyorum. Babam arıyor, "Kayalıklara mı çarptın?" diyor adam korkmuş. Halbuki yok öyle bir şey. Bana sormadan yazıyorlar, hal böyle olunca gerginmişim gibi lanse ediliyorum.