ÖNCEL ÖZİÇER

Çeşme sapığı yakalandı!

Son haftalarda, Çeşme Ardıç tarafında oturanlar adeta bir kabus yaşadı.
Yörenin en müstesna mahallesi sayılan, köklü ailelerin yıllar önce kök saldığı, Futbol Federasyonu Eski Başkanı Mahmut Özgener'in, benim ilk ve çok saygı duyduğum patronum Dinç Bilgin'in falan mahallesi olan Ardıç, bir sapık dehşetiyle irkildi.
Özellikle geceleri artık kimse rahat rahat camını, çerçevesini açıp sere serpe uyuyamaz oldu. Ve çamaşırlarını dışarı asamaz!..

ELİ BOŞ DÖNDÜ
Evet, etrafta donlara ve bikinilere dadadan, çamaşırlar ipe asıldığı anda çalan bir sapığın nefesi Ardıçlılar'ın ensesindeydi.
Ve içlerinden biri, eski bir konsolos; bu sapığı enseleyip tüm mahalleyi rahatlatmaya karar verdi.
Günlerce pusuya yattı.
Özellikle sabaha karşı, bahçenin sote yerlerine gizlenip bu sapığı bekledi.
Yem olarak da iplere sıra sıra donları astı.
Ama yok, pis sapık sanki hissetmiş gibi bu tuzağa düşmedi.
Konsolos bu operasyondan eli boş döndü.
Sonunda tek çare kalmıştı; emniyet güçlerine haber verildi.
Semt sakinleri biraz 'kalın abiler' olunca tabii, etraf hemen ayaklandı.
Günler, geceler boyu söz konusu mahalleye ekipler gönderildi, devriye gezildi. Fakat bir türlü sonuca ulaşmak mümkün olmadı.

KONAK VAPURU GİBİ...
Sonunda bir ev, polislerin dikkatini çekti.
Bu nasıl bir evdi ki gireni, çıkanı belli değildi.
Evin önü araba galerisi gibiydi. Eve, günün her saati, sabah 08.00 Karşıyaka-Konak vapuru gibi rağbet vardı.
Akşamları uzuuuun masalarda yemekler yeniyor, içeriden müzik sesi, bahçeden kahkahalar eksik olmuyordu.
Böyle evler her zaman mahallelinin ve bir olay anında polisin hedefidir.
Neşeli, eğlenceli, kahkahalı, bol misafirli evler bizim insanımızın gözünde her zaman potansiyel kerhanedir.
O evde kesin edepsiz şöyler dönmektedir.
Yıllardır yalnız yaşayan ve evi her zaman bu ev gibi neşesiyle dikkat çeken biri olarak, bunu çok net olarak söylüyorum.
Neyse işte; bu eve de öğrenci yurdu desennn, ne alakaydı...
Personel evi olmak için de fazla neşeli.
Ama bir tuhaflık olduğu kesindi!
Sonunda polisler dayanamadı ve evin kapısını çaldı.
Aslında biraz de çekinerek, çünkü tam olarak ne diyeceklerini bilemeyerek "Eee nasıl desek, buralarda bir sapık varmış, iplerden don falan çalıyormuş. Acaba sizin bir bilginiz var mı?" gibi bir şeyler söylediler.

BİZİM SUNNY ÇIKTI!
Önce "Kapıya polis geldi lan, koşun" deyip telaşlanan ev halkı, yani bizler, yani evet orası sevgili arkadaşımız Cüneyt'in evi oluyor; polislerin söylediklerini duyunca bastık kahkahayı.
Çünkü Cüneyt'in dört kedisinden biri ve içlerinde en huysuz, en bıçkını Sunny; son zamanlarda eve ağzında ya bir bikini ya da bir donla gelmeyi adet edinmişti.
Hatta biz bu olayı fotoğraflamıştık bile.
İşte görüyorsunuz yandaki resimde.
Hani nerden çaldığını bilsek, gidip teslim edeceğiz sahiplerine ama kapı kapı dolaşıp da "Pardon ama bu don sizin mi?" denmez ki insanlara!

KONSOLOS BEY İKNA OLMADI
Neyse önce neden güldüğümüzü anlamayan polisler, biz Sunny'nin bu fotoğraflarını gösterince hem durumu anladılar, hem de onlar da çok güldüler.
Ardından yine kanıt fotoğraflar alınıp şikayetçi olan eski konsolosun evine gidildi, durum böyle böyle denildi.
Gel gör ki konsolos bey hiç ikna olmadı.
Daha doğrusu olayı hiç de hoşgörüyle karşılamadı.
Hatta Cüneyt'e, onca yıldır koynunda besleyip büyüttüğü kedisi için "Git bu kediyi barınağa at o zaman" bile dedi.
Ciddi ciddi...
Olsun biz buna da çok güldük.
Allah neşemizi bozmasın.