AYŞE ÖZYILMAZEL AYŞE ÖZYILMAZEL

Karşınızda Tok Gezenler Kulübü

Sosyal medya hayatımızdaki birçok şeyi değiştirdi.
Tek başımıza telefon kamerasına bakıp hallenmeler (selfie dedikleri o), olmayan mutlulukları âleme göstermeler, abartılı beğeniler, dizginlenemeyen nefretler, her gün pırtlayan tasarımcılar, spora salınan merak, diyet dünyasının diyetisyenlerden yaşam koçlarına transfer oluşu, seyahat ve yemek çılgınlığı, hatta yepyeni popüler meslekler bile... Şimdilerin en ağız sulandıran, en hayalleri süsleyen, en kıskanılan ve en çamur atılan (onlarınki de iş mi canım) mesleği, sosyal medyadaki yeme-içme guruları.

NİÇİN FENOMENLER?
Sabahtan akşama nefis yemekler yiyip fotoğraflarını çekiyorlar, o davetten o davete akıyorlar, PR şirketleri peşlerinde koşuyor, yurt içi ve yurt dışında seyahatlere gidiyorlar ve olacak şey değil ama bunun üzerinden bir de para kazanıyorlar.
Peki kim bu arkadaşlar? Niçin yüzbinlerce takipçileri var? Nasıl bir geçmişleri var ki bu kadar etkili olabiliyorlar? Yeni medyanın genç yeme-seyahat-deneyim rehberleri eskinin gurmelerini hangi sebeplerle geride bırakıyor? Gerçekte nasıl bir hayatları var?
Sosyal medya fenomenleri gurme mi yoksa obur mu? Her geçen gün sosyal medyadan bir yeme-içme-seyahat rehberi daha aramıza katılıyor. Özellikle Instagram ahalisi en çok onları merak ediyor. Tabii aralarında kimyonla köriyi ayırt edemeyenler de var, her tattıkları yemeğe 'muhteşem' damgası vurup konuyla ilgili hiçbir şey bilmediklerini ortaya koyanlar da.
'İyisi mi ben bu konuyu masaya yatırayım' dedim ve hali hazırda Instagram ve Snapchat üzerinden merakla takip ettiğim, tavsiyelerinin boş çıkmadığını birebir deneyimlediğim 'Tok Gezenler Kulübü'nün dört üyesiyle buluşmaya karar verdim. Konu yemek olunca da kendilerini en sevdiğim deniz ürünleri restoranı Yeniköy Yelken'de yemek masasına davet ettim. Hem konuşalım, hem yiyelim; gelsin beğendili ahtapotlar, gitsin paellalar...
Önce bilmeyenlere bu çok eğlenceli dörtlüyü tek tek tanıtmak istiyorum...
GURU KAFA: 'Beni öldürmeyen şey, beni doyurur' mottolu Guru Kafa'nın adı Burak Kan. 38 yaşında, Sakarya doğumlu, esasen makina mühendisi. İşi restoran ısıtma sistemleriyle ilgili. Önceden de restoran işletmiş, yemek tecrübesi yüksek. 133 bin Instagram takipçili Guru Kafa; "Biz, derdi yemek eleştirmek olmayan ama yemekten anlayan bir grubuz. Yediğimizin nasıl yapıldığını, hangi seviyede olduğumuzu biliyoruz" diyor. O da paylaştığı yemek fotoğraflarına gelen yoğun beğenilerden sonra işi büyütmüş.
TAT DEDEKTİFİ: Adı Sinan Hamamsarılar. 32 yaşında, esasen sigortacılık okumuş. Şu anda 90 bin 500 takipçisi var. Çok küçük yaşlardan beri yemek yapıyor. Çalıştığı şirket için il il bayileri gezerken her gittiği yerdeki en iyi, farklı lezzetleri kovalamaya başlayarak bu işe adımını atmış. Ardından gazeteci eşi Nilay Örnek'in sunduğu yemek kültürü-şef tanıtan programın yapımcısı olmuş. Program boyunca bir sürü fotoğraf çekmiş ve bunları sosyal medyada paylaşmaya başlamış. Bunun üzerine 'Tat Dedektifi' hesabını kurup sigorta broker'lığına veda etmiş. Tat Dedektifi'nin pazar günleri paylaştığı burger postlarının özellikle takipçisiyim.

'HER ŞEYİ YERİNDE YERİM'
OĞUZ YENİHAYAT: 90 bin Instagram takipçili, İstanbul doğumlu, 32 yaşındaki Oğuz, 22 yaşına kadar basketbol oynamış, basketbolu bıraktıktan sonra basketbol muhabiri olmuş. Maçlardan dolayı Türkiye'nin birçok yerini gezmiş, yemekleri araştırmış, denemiş. Sonra deneyimlerini çevresine anlatmaya başlamış. Öyle bir nam salmış ki, sonunda sosyal medyada hesap açmış, bir de blogu var. Kendisinin tavsiyesiyle bu yaz Bodrum'a giderken Düzce Tostçusu'na gidip şampiyon bir tost yedim.

UCAKYOLCUSUTR: 45 bin Instagram takipçili 32 yaşındaki Kapadokyalı 'Ucakyolcusutr', yüzünü ve gerçek adını gizliyor. Kendisi Instagram'ın seyahat-yeme rehberi. Önceliği seyahat yani. Hayatımda ilk kez Ordu tostunu onun sayfasında gördüm mesela. Acayip bi'şey; sucuk kıyma gibi ekmeğe sürerek yapılıyor. Ucakyolcusutr, dünyaca ünlü bir otomobil dergisinin genel yayın yönetmeniymiş. Gelecekte çıkacak otomobilleri Türkiye'den denemeye giden ilk kişi o. En lüks otellerde konaklayıp, en iyi rotalarda sürüş yapıp en iyi restoranlara gidiyor. Gide gide, çevresindekilere sora sora hesabını açıyor. "Ben gurme değilim ama her şeyi yerinde yediğim (misal Cafe de Paris'yi ilk çıkış noktası Cenevre'de, Fettucini Alfredo'yu Roma'da) ve meraklı olduğum için güvenilir bir rehberim" diyor.

'Sosyal medya kredi kartı gibidir kötü kullanırsan batarsın!'
Tok Gezenler Kulübü üyeleri tek tek çıktıkları yeme-deneyim-seyahat maceralarında karşılaşıp çok sıkı arkadaş olmuş, kendilerini diğerlerinden ayırmak için de bu kulübü kurmuşlar. İlk amaçları yemekten haz almak. Kuralları ise şöyle: Düzgün içerik, etik davranmak, para alarak yazmamak, takipçiye yemekle ilgili bilgi vermek, neyi niçin beğendiğini ya da beğenmediğini yazmak, araştırmak, takipçilerinin sorularına cevap vermek ve güvenilir olmak.
"Instagram kapanırsa hepsi biter!" fikrine de karşılar çünkü sadece Instagram'a dayalı çalışmıyorlar. Pek yakında yeme-seyahat turlarına başlayacaklar. Şunu asla unutmuyorlar: "Sosyal medya kredi kartı gibi, düzgün kullanırsan çok faydalı, kötü kullanırsan batarsın". O yüzden iş dışında aileleriyle beraberken telefonu ellerine almıyorlar.
Sokakta tanınıyorlar, sosyal medyada kızların arzu nesnesine dönüşmüş durumdalar; "Biz yarı ünlüyüz" diyen bu adamlar işlerine o kadar aşıklar ki, onları aynı anda İstanbul'da yakalamak mucize. Hal böyleyken de verdikleri ev kiralarına acıyorlar. Peki bu seyahatlere nasıl gidiyorlar? Söylediklerine göre, şehirlerin yüzde 20'sine davet üzerine gidiyorlar. Peki bütçeyi nasıl ayarlıyorlar? Uçak şirketlerinin kampanyalarını takip edip aylar öncesinden biletlerini alıyorlar. 58 TL'ye Paris'e gidiş-dönüş bileti bulabiliyorlar (arayan bulur dedikleri bu). Birbirlerinin millerine sulanıyorlar. Ucuz yerlerde konaklıyorlar ve daima yürüyorlar. Bütün mesele bütçeyi dengeleyebilmekte. Parayı gittikleri restoranlardan değil, yemek dışındaki sponsorlardan kazanıyorlar (uçak şirketleri, tanıttıkları ürünler vs.).
Sabahtan akşama bir sürü lezzeti tadan bu arkadaşlar formlarını araba kullanmayarak, yemeklerden bir çatal alıp gerisini bırakarak korumaya çalışıyorlar. Kollarında Apple Watch'ları var ve aralarında kim daha çok yürüdü savaşı yapıyorlar. Gittikleri yerlerde kimsenin girmediği ara sokaklara girip acayip lezzetler yakalıyorlar. Yemeğin peşinde bir hayat yani. Şahane değil mi?

Instagram'da 'like' toplamak için...
Tabii ki de çektiğiniz fotoğrafın iyi olması, iç gıcıklaması, iştah açması şart. Tat Dedektifi dalga geçerek; "Resim demesinler, fotoğraf desinler lütfen" diyerek ilk uyarıyı yapıyor. Tok Gezenler Kulübü'nün her biri başlı başına yeme-içme-seyahat fenomeni üyeleri; Instagram'da beğeni toplamak için nasıl fotoğraf çekmemiz gerektiğinin ipuçlarını şöyle sıralıyorlar:
Öncelikle ve daima kameranızın merceğini silin. Flu fotoğraf ve videoları kimse beğenmez.
Temiz kamera şart!
Herkesin kolay ulaşabileceği yiyecekler en çok beğeniyi topluyormuş. Diyelim simit, ıstakozu dövüyor yani; like'ta canım, like'ta.
Tekrarlı fotoğraf dikkat çeker.
Yani tek bir simit yerine birkaç tane simit, bir çilek yerine çileklerle dolu tabak.
Sosyal medyada videolarınızı izletmek için videonun başının ilgi çekici olması gerek. En can alıcı kısmını en başa koyacaksınız.
Siyah-wbeyaz fotoğraf asla!
Renk, daima renk ve canlı renkler. O zaman dans!
Filtrenin suyunu çıkarmıyorlar. Ne kadar temiz görüntü, o kadar iyi. Video ayarlarını mutlaka HD'ye getiriyorlar.

Denemeniz gereken lezzet tavsiyeleri
Gaziantep- Halil Usta'da küşleme
Bodrum- Bağarası'nda kızarmış mantı
İstanbul- Fauna'da fırın kuzu incikli makarna
Gaziantep- Güllüoğlu'nda kaymaklı baklava
İstanbul- Beyti'de döner, Beyti kebap, kuzu kol
Antalya- 7 Mehmet'te Sezen pilavı, oğlak köftesi
İstanbul- Karaköy Lokantası'nda tüm mezeler
Ankara- Göksu Lokantası'nda çorbalar ve özellikle sufle
İzmir- Adil Müftüoğlu Lokantası'nda beyinli kuzu but ve fırında patatesli kokoreç