AYŞE ÖZYILMAZEL Sabah AYŞE ÖZYILMAZEL

Yahu biz İstanbul’da ne yapıyoruz?

Üç haftadır hayata Bodrum'dan bağlanıyorum. Sonuç: Tipim değişti, bünye ferahladı.
'Tamam ya, hallederiz', 'Boşver takma' ve 'Zamanı gelince düşünürüz' üçlü örgüsünden hamak yapmış, sallanıyorum. Araba kullanırken kamyon arkasına denk gelsem bile sinirlenmiyorum.
Acele de neymiş unuttum.
Bir yere yetişmeye çalışmadan koltuğa uzanıp kitap okuyorum. Mis gibi havaya uyanıyorum. Kuşlar, çiçekler, böcekler eşliğinde yürüyüş yapıyorum.
Pazardan kıpkırmızı domatesler, kütür kütür biberler alıyorum.
Çiçek bakıyorum ve ilk kez onları öldürmemeyi başarıyorum.
Yıllar önce büyük kavgalar ettiğim kişilere rastlayınca bile 'günaydın'lardan bir demet sunuyor, gülücükler atıyorum. Ay kavga, küslük de neymiş canım! Haydi el ele denize koşalım!
Arkadaşlarımın ortak tespiti; yüzüme bir güzellik gelmiş. Gelir tabii.



YILMAZ KAFASI
Kimi görsem diyor ki; 'Yahu biz İstanbul'da ne yapıyoruz? Koştur koştur, itiş kakış, panik panik; biz nereye koşuyoruz? Hayatımızı harcıyoruz ve ne için harcadığımızı bilmiyoruz.'
Öylesine bir Bodrumlu, Egeli olma haline özeniyoruz yani.
Buralara taşınıp hafif tempoda yaşamak, maydanoz-biber ekmek, müziğimizi açıp uzun uzun ufka bakmak falan çekiyor canımız.
İstanbul'u bir gram özlemiyoruz. Hele bi' şeyler olsun, ilk iş kendisinden kaçmak istiyoruz. İstiyoruz da; İstanbul'dan kaçmak, hırslardan törpülenmek ister, sıkılmayan can ister, buraların kışına tahammül edebilmek ister, kendi kendine yetebilmek, yavaş yaşam ruh halinin egemenliğini ister, Yılmaz Erdoğan kafası ister.
Bir hevesle Ege'ye yerleşip altı ay sonra koşa koşa İstanbul'a dönenleri de gördük biz. Ama tembel gönül işte; rahatı, doğayı, güneşi, şıpıdık terliği, denizi, ağaç altı sefasını buldu mu bırakası gelmiyor.
Sonunda yine İstanbul bizi yeniyor, hüüüp diye bağımlısı olduğumuz kaosuna çekiyor. O yüzden diyorum ki; yormaya gerek yok, anın tadını çıkarmakta fayda var.
Anda kal kızım, anda. İşler güçler azıcık beklesin rafta.