AYŞE ÖZYILMAZEL AYŞE ÖZYILMAZEL

Olayımız: Bodrum Depremi Dersimiz: Karıncalar

Kendime fena halde küstüğüm dakikalardayım sevgili okurlar... Ve bitmek bilmiyor bu dakikalar. Sebebi de bahçemizdeki karıncalar. Diyeceksiniz ki; bu nasıl yazı girişi, bizim Ayşe'nin başına güneş mi geçti?
Yok, bakın dönüyorum başa; konumuz; Bodrum depremi.
Geçen perşembe akşamı Gümüşlük'te evdeyiz. Biz zaten 1.5 aydır bu evdeyiz. Yine akşam ritüellerini yapıyor ev ahalisi. Biri banyoda, diğeri koltukta gün batımına doğru dalıp gitmiş, ablam salata yiyor, Mini ve Diva koşturuyor, komşunun kıvırcık saçlı oğlu kaçıp kaçıp bizim bahçeye geliyor. Arkadaşlarımız var...
Bense yine yerimde duramadığım için evde fır dönüyorum (İki satır kitap oku, kalk çamaşırları makinaya at, mutfakta yeşillikleri yıka, dön köpeklerle oyna, telefonla konuş, müzik koy, laf yetiştir... Ve hepsini aynı anda yap hesabı.)

HEMEN İLAÇLATIN BURAYI!
Arkadaşım panikle, "Ayşe baksana şuraya, inanamıyorum!" diyor. Bahçede yemek masasının yan tarafındaki çimenlik alanı işaret ediyor. Gittim ki, bahçenin o tarafını kocaman kocaman karıncalar basmış. Ama 10, 20 tane değil, yüzlerce!
1.5 aydır buradayız, ilk defa böyle bi' şey görüyoruz. Ve karıncalar sağa sola koşturur gibiler; şaşkın gibiler, telaşlılar, garipler.
Birimiz öfkeleniyor karıncalara, "Ya şimdi mutfağa girer bunlar, duman oluruz ha!"
Diğerimiz, "Valla bak kaşınma geldi, bunlar ne böyle!"
Misafir arkadaşımız, "Abi hemen ilaçlatın burayı, yanarsınız."
Ben, "Aaaa! Napıcaz ya! Çok büyük ve çok fazla bunlar, nereden çıktılar ki?"
Yani hepimiz karıncaların hayatımıza saldırdığını, bizi rahatsız ettiğini ve huzurumuzu kaçırdığını düşündük o an.



DOĞA İŞARETLER VERİYOR
Akşam herkes bir yere gitti. O arada site görevlisi gelip bahçeyi ilaçladı. Mini, Diva ve ben evdeyiz, saat gece yarısını geçti, bahçe kapısını kapattım. Mini avaz avaz havlıyor, durmuyor "Sus oğlum!" haykırışlarımı sallamıyor.
Sonra burnunu duvarlara sürtmeye başlıyor, garip garip hareketler yapıyor. Tabii ben yine anlamıyorum.
Yatağa gidiyorum, tam uykuya dalacağım Mini yine avaz avaz, uluyor ve uyutmuyor.
Tam kalkıyorum ki deprem başlıyor. Sonrası zaten malum...
Komşuların birbirine sarılması, aileyi arkadaşları arama, Twitter'da yorumlara bakma, haber kanallarını izleme, artçılar, sinir bozulması, uykusuzluk, sabaha kadar telefon trafiği... Derken aklıma karıncalar geliyor; Google'a soruyorum ve yüzüme tokadı yiyorum. Meğer karıncalar depremden önce topraktan çıkıp yuvalarından kaçarlarmış. Depremleri önceden tespit etmek için karıncalarla çalışmalar yapılıyormuş. Girin bakın...
Düşündükçe yüreğim yanıyor desem yeri.
Al işte, doğa sana işaretleri veriyor, doğa seninle konuşuyor ama sende o lisan yok ki. Sende ancak sanal alem var, bencillik var, kendini gözetmek var, kilitlendiğin anlamsız hedefler var, hırs var, öfke var, yüzeysellik var, güç hastalığı var.
Gördük işte gücü. Yağmurlar yağıp seller basarken sorarım size kim daha güçlü?
Deprem olup yer ayağımızın altından kayarken sorarım size kim daha güçlü?
Biz o karıncaları yük olarak gördük ya, biz o karıncalardan kurtulmamız gerektiğine inandık ya, biz o karıncaları ilaçlatmayı hak saydık ya...
Utançtan, üzüntüden, cehaletimden perişanım. Toprağını, taşını, ağacını, hayvanını, tabiatın sesini bilmiyorsa eğer, nasıl 'Yaşıyorum' diyebilir ki insan? Nasıl insan olabilir ki?
Günlerdir tek düşündüğüm bu...
Öyle yani. Siz de düşünmek ister misiniz?