Türkiye'nin en iyi haber sitesi
İBRAHİM KALIN

Charlie Hebdo ve Seküler Militanlık

22 Mart'ta Brüksel'de gerçekleşen saldırının ardından Fransız Charlie Hebdo dergisi İngilizce bir yazı yayınladı. Yazının başlığı 'Buraya nasıl geldik?'. Charlie Hebdo'ya göre yakın zamanda yaşanan terör saldırıları buz dağının yalnızca görünen yüzü. Dergi 'Buraya nasıl geldik?' sorusunu cevaplamak için üç günah keçisi seçmiş: Fransız vatandaşı Müslüman aydın Dr. Tarık Ramazan, adını bilmediğimiz mütesettir Müslüman bir kadın ve domuz içeren ürün satmayı reddeden Müslüman bir fırıncı. Yaşanan terör olaylarından çıkarılan bu sonuç, ırkçılık ve ayrımcılık yapan militan sekülerliğin zihin dünyasını ele veriyor.

Charlie Hebdo her tür dini inanca karşı saygısızca saldırılarıyla bilinen bir dergi. Bu saldırıları da akıl ve mantık dolu eleştiriymiş gibi sunmaya çalışıyor. Yavan esprilerle ve itici çizimlerle Yahudi, Hristiyan veya Müslüman inancına saldırmanın mantıklı argüman geliştirmek veya aydınlanmış eleştiri yapmak olduğunu zanneden bir zihin dünyaları var. Bu son yazıda ise bir adım daha ileriye giderek meseleyi Müslüman karşıtı ırkçılığa vardırmışlar. Avrupa'da kötü giden ne varsa sebebi: Müslümanlar.

Günah keçisi ilan etme özgürlüğü

Charlie Hebdo dergisinin militan sekülerliği her defasında aynı hatayı yapıyor ve güya eleştirip durduğu fanatizmin tuzağına kendisi düşüyor: Bir tarafta her tür kötülüğün müsebbibi olan Müslümanlar ve diğer tarafta her tür iyiliğin kaynağı olan Charlie Hebdo! Bu zihniyet, 1,5 milyarlık Müslüman dünyasını bir kefeye koyup, hepsini radikal ve şiddet yanlısı diye damgalıyor. Dolayısıyla terör olaylarının sorumlusu olarak da Dr. Tarık Ramazan'ı, tesettürlü bir kadını veya bir fırıncıyı ilan etmesi şaşırtıcı değil. Dergi, ateizm, rasyonalizm, Avrupa değerleri ve hiciv yapma özgürlüğü gibi kavramların arkasına saklanarak düpedüz ırkçılık yapıyor.

Bu suçlamalara maruz kalan Tarık Ramazan, kendisinin bir Müslüman kadın, Müslüman bir fırıncı ve buna benzer sıradan Avrupalı Müslümanlar ile denk tutulmasından eminim onur duyuyordur. Fakat Paris ve Brüksel saldırılarının dolaylı sebepleri olarak bu kişilerin seçilmiş olması, Charlie Hebdo grubunun Avrupa'daki bütün Müslümanların bizatihi varlığını Avrupa kültürü için büyük bir tehdit olarak gördüğünü işaret ediyor. Dergi, Avrupalı Müslüman bir aydının, başörtülü bir kadının ve kendi halinde bir Müslüman fırıncının "normalliği"nden rahatsız görünüyor.

Derginin bu nefret dilini yaymak için kullandığı korunaklı bir dokunulmazlık alanı var. Onlara göre bilgi, erdem, akıl, mantıka giden tek yol Charlie Hebdo'nun zihin dünyasından geçiyor. Daha cümleye başlamadan sizi radikal, fanatik, akıl dışı ilan eden insanlarla ne konuşabilirsiniz ki? Bu tavrın DAEŞ, el-Kaide, Ku Klux Klan yahut neo-Nazilerin radikal fanatizmden ne farkı var? Dini inanç hakkında konuşmanın tek yolunun dine saldırmak ve hakaret etmek olduğunu iddia etmek akıl ve mantıkla bağdaşır mı? Ne zamandan beri peşin hükümlü olmak ve bağnazlık yapmak akılcılığın şartlarından biri haline geldi?

Bunların hiç birinin eleşitirel düşünce standartlarıyla bir ilgisi yok. Bu militan sekülerist yaklaşım, kendi kendini meşru ilan ederek din karşıtlığı konusunda herkesten mutlak itaat bekliyor. Akılcılık, ilerleme ve özgürlük gibi kavramları kullanarak diğerlerini şeytanlaştırma yoluna gidiyor. Özgürlük ambalajında nefret dilini kullanıyor. İslam'ın ayakta kalan son din olduğunu düşünüyor ve hayasızca saldırıyorlar. Kendi yoluna çeviremediği herkesi irrasyonel ve şiddet yanlısı olmakla suçluyor.

Şiddetin faturasını kime keselim?

Şiddeti din ile özdeşleştirenlerin en büyük yanılgısı, modern şiddetin dinden ziyade modern ideolojilerden ve eğlence kültüründen beslendiği gerçeğini göz ardı etmeleri. Amerika'da yerel şiddet, çete savaşları ve okul taramaları gibi olaylar her yıl yüzlerce insanın ölümüne neden oluyor. Bu şiddet türünün dinle bir ilgisi yok. Tam tersine her gün Hollywood yapımları, bilgisayar oyunları, hayali kahramanlar ve sosyal medya tarafından kutsanan, estetize edilen ve şirin gösterilen şiddet kültürünün bir tezahürü... (DAEŞ'le mücadele ediyor diye PKK terörünü şirin göstermeye çalışan batı basını da farklı bir şey yapmıyor…)

20'inci yüzyılın başından beri milliyetçilik, kavmiyetçilik, sosyalizm ve komünizm gibi ideolojik hareketlerin sebep olduğu kanlı savaşlarda milyonlarca insan hayatını kaybetti. Geleneksel dinlerle bir ilgisi olmayan bu ideolojiler aydınlanmadan beri kendilerini dinin yerine koyma iddiasında bulunuyor. Tanrının yerine milleti, inancın yerine proleteryayı, monarşi ve kilisenin yerine komünist devleti koymak istediler. Oysa sebeb oldukları şiddet ve yıkımın dinle doğrudan bir ilgisi yok. Meselenin özü şu: Modern şiddetin kendine tahripkar bir zemin bulması için dine ihtiyacı yok. Ortaya çıkmak ve yayılmak için elinde başka pek çok araç var.

Charlie Hebdo'nun bir başka iddiası, İslamafobya tartışmasının İslam'a yönelik eleştirileri önlemek için kullanıldığı savı. Bu iddianın da bir temeli yok. İslam hakkında makul ve eleştirel bir tartışma yapmak ile ifade özgürlüğü kisvesi altında ırkçı saldırılara başvurmak arasında açık bir fark var.

Tarih boyunca müslüman alimler, münevverler, Sufiler, müderrisler, kadılar, bilim adamları ve sanatçılar kayda değer bir eleştiri, müzakere ve istişare geleneği inşa ettiler. Bugün Müslümanlar bu geleneğin derinliğini unutmuş olsalar da kitabımız bize her işte aklımızı kullanmamızı emreder ve iman, akıl ve hikmet arasında bir denge kurmayı salık verir. İslam dünyasına ve Müslümanlara eleştiri yöneltmek ile ırkçılık yapmak arasında ciddi bir fark var. Irkçılığa kapı aralamadan İslam dünyası ve Müslüman toplumlar hakkında elbette sağlıklı, eleştirel ve saygılı bir tartışma yürütülebilir.

Müslüman karşıtı ırkçı söylemler her tür akıl ve mantık ölçüsünün ötesine geçerek Müslümanları sırf inançları ve kültürleri yüzünden hedef gösteriyor ve potansiyel suçlu olarak görüyor. Nasıl bir sonraki ırkçı saldırıyı önlemek için ırkçılık hakkında açık-seçik bir şekilde konuşmamız gerekiyorsa, aynı şekilde Müslüman birey ve toplumların haklarını savunmak için de Müslüman karşıtı ırkçılık söylemlerine karşı açık ve net bir tavır almamız gerekiyor. İslamofobya ve ırkçılık tartışması, kendini özgürlük savaşçısı aydın olarak takdim etmeye çalışan fanatik ırkçıları deşifre etmek için de ayrı bir önem arz ediyor.

Charlie Hebdo dergisi, İslama ve Müslümanlara karşı her tür ırkçı saldırıyı yapmayı bir hak olarak görüyor ama bütün bunları "ırkçı" damgasını yemeden yapmak istiyor. Liberal değerlerin konforu altında açıkça ırkçılık yapmanın ne tür sonuçlar doğurduğunu Avrupa tarihinde daha önce gördük. Bilerek veya bilmeyerek, 1930'lar Almanyasında yayılan antisemitik ırkçılığa benzer bir üslup kullanıyorlar. Bu dönemin nasıl sonuçlar doğurduğunu en iyi Avrupalılar bilir.

DAEŞ, El-Kaide ve diğer terör örgütlerinin fanatizmi ve vahşeti sadece siyasi gerekçelerle değil, aynı zamanda temel prensipler düzleminde tereddütsüz bir şekilde reddedilmelidir. Fakat bağnazlığı ve ırkçılığı özgürlük ve akılcılık diye pazarlamaya çalışan militan sekülerizm de aynı kararlılık ve tutarlılıkla reddedilmelidir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA