HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

CHP'nin Adnan Keskin olarak portresi

CHP'nin ikinci adamı, Genel Sekreteri Adnan Keskin olacak, öyle görünüyor. Ben de bu yazımda Adnan Keskin hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Hemen hemen hiç yapmadığım bir şeydir kişileri söz konusu etmek, bir yazıyı kişiselleştirmek; oldum bittim hazzetmem. Fakat Keskin önemli bir isim. Dişiyle tırnağıyla kazıdı, geldi yeniden CHP'nin genel sekreteri oluyor. Bu bitmek tükenmek bilmez bir biçimde yenileşmesi, dönüşmesi konuşulan ve bu nedenle CHP paradoksu dediğim durumu yaşayan CHP açısından, dolayısıyla Türk siyaseti açısından çok anlamlı bir olgudur.
***

Adnan Keskin'i tanıdım, tanırım. Benim SHP ile irtibatlı olduğum yıllarda o yüksek seviyede bu işlerin içindeydi. Sadece SHPCHP birleşmesinde en etkin rollerden birini oynamakla kalmadı, küçücük CHP'nin koskoca SHP'yi yutmasını da sağladı. Baykal'ın arkasındaydı. O olmasa Baykal diye bir fenomenin olması söz konusu bile değildi. Baykal'ın İnönü'ye karşı SHP'de mücadele ettiği dönemde sabahlara kadar nasıl çalıştığını çok yakından gördüm. Dur durak bilmiyordu. Yorgunluk diye bir şeyi tanımıyordu. Yıllar yılı da onunla birlikte mücadele etti. Örgütlerin Baykal kontrolüne geçmesine çalıştı. Sonra ne olduysa koptular. Bu inanılmaz bir şeydi ama oldu. Bir kurultay salonunda bunu kendisine belirttim, büyük bir tevazuyla, hiç yakınmadan, kimseyi kötülemeden, "bu defa böyle yapalım dedik", dedi, geçti, işinin başına gitti.
Adnan Keskin CHP'de etkili olduğu dönemde mücadeleci, yırtıcı, vazgeçmez kişiliği ve yenilgi tanımaz benliğiyle, çalışkanlığıyla mücadele ediyordu. Siyasetten uzak kaldığı dönemi ön seçim kazanıp yeniden parlamentoya girerek aştı. Şimdi CHP kurultayında en yüksek oyu alıyor delegeden. Böyle bir mücadele azmine, gücüne, iradesine hayranlık duymamak olanaksız.
***

Hayranlık duyulacak bu meziyetlere rağmen Adnan Keskin'in başarıları ne ifade eder? Hiçbiri küçümsenemeyecek bu meziyetler münferiden CHP'yi yükseltmeye, yeni bir düzeye taşımaya yeter mi?
Lenin'in biçimlendirdiği günden beri parti anlayışı merkezi yönetimin, tek adamın, liderin ve büyük bir örgütçünün hâkimiyetine bağlandı. İttihat ve Terakki içinde bu rolü Talat Paşa oynadı. CHP'de daima böyle insanlar oldu. Columbia Üniversitesi mezunu Kasım Gülek bir dönemde ABD'de öğrendiği anlayışla CHP'de aynı işlevi yerine getirdi. 1990 sonrasında birbirinden çok farklı yaklaşımlarla Önder Sav ve Adnan Keskin bu işlevi üstlendiler.
Keskin ve benzeri etkin politika yapanların maksatları da anlayışları da bellidir. Onlar partinin ideolojisine, siyasetlerine o derecede müdahale etmezler. Genel merkezde pişirilmiş politikaları örgütlere taşırlar. Örgütün, tabanın o merkez etrafında kenetlenmesine çalışırlar. Bu az buz bir şey değildir. Partiye bir canlılık getirir, katkı sağlar. Tabanı diri, hareketli olmayan bir parti ayakta duramaz.
Böyle olmasına böyle ama bunlar geniş ölçüde eski bir politika anlayışının uzantısı olan metotlar. Siyaset halk, taban, örgüt demektir. Doğru ama hangi halk, hangi taban, hangi örgüt? Kuvvetli bir ideoloji, doğru bir politika kitleleri bir partiye çeker. Ama istediği kadar kuvvetli bir örgütçü olsun kimse yanlış bir politika etrafında kitleleri kenetleyemez.
CHP'nin sorunu son 20 yılda bu oldu: yanlış ideolojiye (doğru) örgüt aşılamak. Sav da Keskin de yılmaz, yorulmaz politikacılardı ama politikaları anti-demokratik, merkeziyetçi, neredeyse kaba kuvvete dayanan, kesip biçmeci, kendisinden olmayanı yaşatmama anlayışı güden bir anlayışın uzantısı değil miydi?
O emeğe, o çabaya, o yıllara yazık değil mi?