HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

'Yolsuzluk', toplum ve siyaset

Dört bakanla ilgili suçlamalar değerlendirildi. Komisyon, Yüce Divan'a sevk edilmemelerine karar verdi. Bundan sonra atılacak bazı adımlar var. Meclis Genel Kurulu'nda oylama yapılacak. Muhtemelen orada da benzeri bir karar teşekkül edecek. Bakanlar Yüce Divan'a gönderilmeyecek.
Her şey hukuken usulüne uygun olarak devam ediyor. Ama alınan karar bütün vicdanları rahatlatmış mıdır sorusunun yanıtı ayrı bir tartışma konusu.
Çünkü Türkiye, bir buçuk yıldır bambaşka bir iklimde yaşıyor. Önce Gezi olayları, ardından 17-25 Aralık girişimleri darbe olarak değerlendirildi.
Yüce Divan konusunu da bu cepheden gördü. Böylesi bir değerlendirme, ortam ve iklimde Yüce Divan beklentisi ideolojik bir ayrışmanın kat yerini meydana getiriyor. Başlangıçta iktidar tarafından da daha sakin bir yaklaşımla ele alınan konu zamanla daha keskin bir anlayışla 'okundu.' Bugünkü sonuç ortaya çıktı.
***

Bu duruma bakanların bir bölümü bütün bu değerlendirmelerin toplumda nasıl algılandığını herhalde soruyordur. Bu ciddi bir sorudur. Çünkü yolsuzluk tartışması ilk defa cereyan etmiyor. Biraz geçmişi hatırlayanlar 1990'lı yıllarda yüz yüze gelinen ve gerçekten dehşet verici olan yolsuzlukların kamuoyunda kesin ve keskin sonuçlar üreten bir nefrete yol açtığını da anımsayacaktır. 2002 seçimlerinde Ak Parti'nin kazandığı başarının altında bu yolsuzluk değerlendirmeleri, o kirlenme önemli bir rol oynamıştı.
Toplum sağlam bir dayanak bulduğunda çürümüş partilerin defterini dürmüştü.
O tepki önemli bir şeyi gösteriyordu: halk, çok sağlam bir gelecek görmeden tepki göstermiyor. 1993 sonrasında şiddetle gelişen yolsuzluk ancak Ak Parti halk indinde sığınılacak bir liman olduktan sonra cezalandırılmıştı. Davranış kalıbı bu olduğu için Ak Parti döneminde muhalefetin sürekli olarak gündemde tuttuğu yolsuzluk bu parti için sonuç üretmedi.
Üretmedi! Tersine... Yolsuzluk iddialarıyla girilen her seçimde Ak Parti oylarını yükseltti. Belirttiğim bu şartı sübjektif ve agresif değerlendirmelerin dar geometrisinden kurtarıp çok ciddi bir sosyolojik gösterge olarak okumak gerekir ki, o şudur...
***

Ak Parti, Türkiye'de modernleşmenin büyük sinirine dokundu. Onu harekete geçirdi. Şimdi burada bir kere daha sayıp dökmeye gerek olmayan birçok unsuru yan yana getirerek bu parti, kitlelerin önce büyük göçünü kontrol etti sonra da onlara gelecek umudu verdi. Ekonominin iyileşmesi, ekonomik büyümenin gerçekleşmesi, bunları zihinlere işleyecek bir sahnenin renkli ve çarpıcı bir mimariyle bütünleştirilmesi neticesinde o büyük insan toplulukları inandıkları ekonomik istikrarın devamlılığını istediler. Bu bir!
İkincisi, zaten sınıf ayrımının olmadığı, sınıf atlamanın zaten her daim bir imkân olarak kapının eşiğinde durduğu, 'Türk Rüyası'nın bir gerçek kabul edildiği ülkede kendilerinin de fırsatçı bir anlayışla zenginleşebileceğini, sınıf değiştirebileceğini düşündü insanlar. Dolayısıyla, evet, yolsuzluk denen şeyi, bir 'iş yapma yöntemi' olarak algıladı. Değer vermedi. Her şeyin iyi gittiği bir ortamda, yolsuzluk, bir siyasal belirleyici olmadı.
***

Gerçek bu! O nedenledir ki, en son Cumhurbaşkanlığı seçimlerini muhalefet yolsuzluk üstüne inşa etti. Erdoğan, 21 milyon oy aldı. Tüm bu söylediklerimi, yaptığım bu saptamayı herkes kendi meşrebince yorumlayabilir. O ideolojik, kültürel bir değerlendirme olur. Siyasal davranışın sosyolojisi ise bu dile getirdiklerim üstünden işliyor.
Türkiye'nin mantığı bu. Doğrudur, yanlıştır elbette tartışmayı gerektiriyor. Fakat bu saptamayı yapmadan, bu gerçeği görmeden yeni bir politika üretmek de söz konusu değil.
Onu söylemeye çalışıyorum...