HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Ölü Avrupa ve Türkiye

Doğrusu yarını bekleyip İngiltere'deki oylama sonucu ortaya çıktıktan sonra yazmaktı ama bugünden bakarak da Avrupa ve Avrupa Birliği için özellikle Türkiye açısından bir şeyler söylemek hiç de yanlış olmayabilir.
Avrupa 'toprağında' son derecede ilginç şeyler yaşanıyor. Bana kalırsa, o kadar ilginç ki, daha önce yazdığım bir yazıda dile getirdiğim yargı 'ölüdür Avrupa artık' tanımı, anlayışı, öngörüsü doğrulanıyor.
***
Nasıl ölü olmaz? Bu durumu doğrulayan birkaç neden var. Ama ben ikisini belirteyim.
Birincisi, artık Avrupa demek olan AB, küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan gelişmelere ayak uyduramadı. Küreselleşmenin zorunlu kıldığı kurumsal yapıları oluşturamadı.
Bunun nedeni de AB'nin doğrudan doğruya bir 'Avrupa ligi' olarak tasarlanmasıydı. Eğer Avrupa sadece Avrupa'yla, 'beyaz Avrupa'yla' kalsaydı bu türden sorunlar yaşanmazdı. Ama küreselleşme Avrupa'nın farklı kültürlerle bir arada olmasını zorlayınca asıl bu şartı ayakta tutmak için kurumların dönüştürülmesi gerekirdi.
Bu yapılmadı. Çünkü Avrupa'nın böyle bir yaklaşımı, zihniyeti olmadığı anlaşıldı. Avrupa da bunu yaşayarak anladı ve öğrendi. Belki kendi kendisine hayret ederek ayağını suya erdirdi. Son göçmen krizi bu gerçeği ağır bir kaya olarak AB'nin sırtına yükledi.
İkinci hadise gene birinciye benzer ve onunla ilişkili bir şekilde Müslümanlık meselesidir.
Bugün Avrupa'nın akıl almaz bir İslamofobi ile sarsıldığını, çalkalandığını düşünmemek mümkün mü? Avrupa bilinç dışındaki büyük düşmanı yani İslam'ı/ Müslümanları bir kere daha keşfetti ve şimdi o 'hayaletle' çarpışıyor. İşin kötü yanı bu düşmanlığı, bu korkuyu gitgide artan bir otoriterleşmeyle yaşamasıdır. İslam düşmanlığı şimdi Avrupa'yı da vuran bir silahtır ve orayı cehenneme dönüştürmektedir.
Bunlara çöken ekonomileri, tıkanmış bürokrasileri eklersek AB'nin yaşadığı kriz çok daha iyi anlaşılır.
***
Avrupa Türkiye'yi içine almıyor. Bugünkü mantık devam ederse asla almayacak. Yani, eğer Avrupa, Merkel'e koşup 'aman Türkleri almayın' diyen Sarkozy'leri yaratacak, onların önünü açacaksa Türkiye'nin önünü tıkayacaktır. Düşünün ki, bu konulardaki duygularını bunca saklamayı başarmış, çığlık çığlığa bağırmayan İngiltere bile AB ile olan ilişkisini Türkiye üstünden tartışıyor. Cameron, İngilizleri ikna etmek için 'yakın gelecekte Türkiye AB üyesi olmayacak' diye ikna etmeye çalışıyor.
Türkiye ne yapacak bu durumda?
Aslında hiçbir hazırlığımız yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'halk oyuna sunarız, ona göre hareket ederiz, başvurudan bu yana 53 yıl geçti, hiçbir şey olmadı' yaklaşımını tartışmak gerekir, iki yanıyla da. Bu satırları Paris'ten yazıyorum. Türkiye, Avrupa'nın her yerinde mevcut. Bütün kurumlarında mevcut. Ama AB'nin üyesi değil.
Bu şartlar altında Avrupa ve AB devam etse ne olur etmese ne olur demiyorum. Avrupa devam etmeli. 'Yaratılmış', inşa edilmiş bir kavram olsa da, bütün eksiklerine rağmen 'Avrupa düşüncesi' önemlidir. Türkiye'nin de kendisini bu gerçekle yoğurması gerekir. Belki zor ama doğrusu bu.
Önce, bilsek de İngiltere'deki sonucu görelim, sonra devam ederiz...