HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

O stratejik karar...

Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerika'ya gitmeden önce Türkiye'de yönetim bir yol ayrımına geldik diyordu.
Böyle bir tavrı, tutumu ortaya koyan iki önemli neden söz konusuydu.
Birincisi daha genel ve stratejik bir anlayıştı. Buna göre dünyanın merkezi Doğu'ya kayıyordu, Türkiye kendisine o yeni eksende bir yer bulmalıydı.
Gerçekten de bu stratejik bir karardır. Oluşturulması çetrefil bir iştir, zaman alacaktır. Kuşkusuz, Türkiye dünyadaki yeni oluşumları izlemek, çıkarınaysa içinde yer almak durumundadır. Yanlış olan bunu yapmamaktır. Ancak meseleleri iyi değerlendirmek, iyi tahlil etmek gerekir. Bu yönde daha gidilecek çok yol var.
O yol ayrımı açıklamalarını gerektiren ve daha 'dramatik' olan unsur Türkiye'nin ABD ile olan ilişkisiydi. Suriye ve genel olarak OD meselelerini söz konusu ederek Türkiye Amerika'nın tutumundan yakınıyordu.
***
Bütün bunların kaynağında ABD'nin son zamanlarda PYD'ye verdiği destek yer alıyordu. İşin 'püf noktası' veya 'bam teli' olan bu noktayı bir ayrıntıyı işaret ederek tartışalım.
Haklı olarak Amerika'nın YPG'ye/ PYD'ye desteğinden yakınıyoruz. Elbette yakınacağız. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu konudaki pozisyonumuzu apaçık ortaya koyması yerindedir. Kim kendi çıkarlarına tepeden tırnağa aykırı bir yapılanmanın Güney sınırında hem de bu derecede cesametli bir şekilde oluşmasını ister?
Ne var ki, ABD şikâyet ettiğimiz kararı bir gecede vermedi. Bu iş cereyan etmeden önce Amerika'da yönetimin gerek sivil gerekse askeri en yüksek mertebedeki yöneticileri Türkiye'ye geldi. Bizimkiler ABD'ye gitti. Oturup konuştular. Bu görüşmelerin ardından Amerika bugünkü politikayı uygulamaya koydu.
***
Demektir ki, ABD, Türkiye'nin getirdiği stratejileri, planları, çözüm önerilerini beğenmemiş, benimsememiş, kendi çıkarlarına ters bulmuş ve bu şekilde hareket etmeye karar vermiştir. Üstüne üstlük, Türkiye rahatsızlığını, hassasiyetini daha önce belirtmedi de ilk defa dile getiriyor değildi ki! Bu görüşünü defalarca açıklamıştı.
O zaman bütün bunlara rağmen bu tavrı tercih eden yönetimin kararından, uygulamasından geriye dönmesini beklemek zor görünüyor. Yüzümüze gülebilirler, dostça davranabilirler, söylediklerimizi kabul etmiş görünebilirler. Ama fikirlerini ve davranışlarını değiştirmezler. Buna rağmen görüşme son derecede iyi ve olumlu olmuştur. Amerika bir diyalog toplumudur. Keşke daha fazla görüşülse. Her şey daha farklı şekilde cereyan edebilir. Umarım bundan sonrası da bu yönde gelişir.
***
Bu çözümlemeden sonra asıl söyleyeceğime geleyim: dünya yeniden kuruluyor!
Beylik bir sözü tekrarlıyor görünebilirim. Hayır! Onlarca kitap karıştırıp okuyorum. Bugün sandığımızdan daha gerçek, somut, sert bir oluşumla karşı karşıyayız. Sadece bizi ilgilendirmiyor bu durum. ABD de, NATO ve BM ekseni de, AB de bu oluşumdan payına düşeni alıyor.
OD bu yeni düzende merkezdir. Bir güç dağılımı alanıdır. Dünyanın yeni şekli bu coğrafyada oluşuyor. Almanya ve ABD, ABD ve Rusya ve bütün bu ülkeler ve Türkiye bu coğrafyada birbirini tartıyor. Ve kesin olan gerçek burada Amerika'nın ve Türkiye'nin daha uzun erimli planları içinde birbirine duyduğu ihtiyaçtır.
Bize düşen bunu anlatmaktır; küsmek, darılmak, dışlamak değil. Hele dünyanın bugünkü aşamasında...