OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Çekmecedeki dosyalar

Yılbaşında açıklanan "yargı paketi" hükümetin halka "açık taahhüdü" idi. Adalet Bakanlığı başlangıçta tek metin hazırlamıştı. Daha sonra gerek AK Parti tabanının hazmetme kapasitesi gerekse toplumsal duyarlılıklar gözetilerek paket ikiye bölündü. Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin ustaca bir yaklaşımla "yargıyı etkinleştirme" paketi ile "özgürlükler" paketini ayrı ayrı ve uygun zamanlamayla TBMM'ye taşımayı planladı. Bu strateji bir yere kadar kusursuz işledi. Zira, Meclis tatile girmeden önce ele alınacak yasa tasarıları arasında yargı ile ilgili olanı yoktu. Öyle anlaşılıyor ki Bakan Ergin'in hem iç ve dış kamuoyuna verilen sözlerin tutulması hem de Avrupa'da bozulan görünümün iyileştirilmesi adına "yargı paketinde ısrar etmesi" kararların değişmesini sağladı. "Yargı devletine gidişten" rahatsız olduğunu gizlemeyen Başbakan Tayyip Erdoğan da hukukçu kurmaylarıyla yaptığı değerlendirmelerin ardından reformun ilk bölümüne ikna oldu.

***
3. Yargı Paketi olarak bilinen ve Meclis'te hararetli tartışmalarla kabul edilen, dün Cumhurbaşkanlığı'nca onaylanan düzenleme esasen "yargı süreçlerinin hızlandırılmasını" amaçlıyordu. İçinde güncel yaralara merhem olabilecek mütevazı birkaç madde vardı. "Tutukluluk kararlarında somut veri kriteri getirilmesi, özgürlükler hâkimi mekanizması kurulması, adli kontrolde ceza üst sınırının kaldırılması, örgüt üyesi olmamakla birlikte örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet gösterme suçunda ceza indirimi" gibi.
Tansiyonu yükselteceği şimdiden belli olan 4. Yargı Paketi ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye hakkında verdiği ihlal kararlarını giderme mantığıyla kurgulanacak. Ana ekseni "ifade özgürlüğü" olacak. Hak ve özgürlük alanı genişletilirken örgüt ve terör suçu kapsamı daraltılacak. Bu nedenle yargı sistemiyle ilgili sadece ileri bir adım atıldığını, iddialı adımlar için yıl sonunu beklemek gerektiğini kayda geçirmek de var.
***
Çok eleştirilen Özel Yetkili Mahkemeleri, devam etmekte olan davalar temelinde geçici süreyle muhafaza eden, terör ve darbe suçları için ihtisas mahkemeleri kuran, soruşturma usullerini değiştiren, savunma hakkına öncelik veren 3. Yargı Paketi'nde kritik başka hükümler de söz konusu. Değinmek istediğim iki husus Türkiye'nin gündemini hayli meşgul etmişti. Bunlardan biri "gizli dosyalarla" diğeri "MİT yöneticilerinin ifadeye çağrılması" ile ilgili...
Pakete göre, "Özel Yetkili Cumhuriyet Savcıları yürütmekte oldukları soruşturmalara, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca görevlendirilen Cumhuriyet Savcıları göreve başlayıncaya kadar devam edecekler!"
Peki, bu yolla nereye varılacak? İddia edildiği gibi "savcılara müdahale mi edilecek?"
Sanırım işin özü bundan biraz farklı. Özellikle Ergenekon soruşturmaları gösterdi ki savcılar "özel yetkilerini" çok ilginç biçimde kullanabiliyorlar. Fiilen soruşturma açıyorlar, bu amaçla teknik takip başlatıyorlar, kolluğu devreye sokuyorlar, bilgi ve belge derleyip aylarca çekmecede bekletebiliyorlar. Konjonktüre göre bu dosyaları gün ışığına çıkarıp aynı gün Ulusal Yargı Ağı Projesi'ne kaydettirip, operasyon düğmesine basabiliyorlar. Sanki 24 saat içinde kuvvetli suç şüphesini destekleyecek delillere ulaştıkları izlenimini verebiliyorlar. Halen bu şekilde "çekmecelerde bekletilen" dosya sayısı hakkında hiçbir makamın bilgisi bulunmuyor. Siyasetçiyi belli bir kulvarda tutmayı, siyasi iradeyi önüne katıp götürmeyi öngören bu tür "flu dosyaların" açığa çıkarılması her açıdan faydalı olacak.
KCK soruşturması ve MİT boyutuna gelince... Onu da bir sonraki yazımda anlatmaya çalışacağım.