ŞEREF OĞUZ ŞEREF OĞUZ

Melih nerede?

Başlığa bakıp Melih Kibar'ı sorduğumu sanmayın. Bu Melih; bilim, teknoloji ve sanayi adına ne kadar fiyakalı laf varsa, onun İstanbul temsilcisi... Peki, Melih'i neden arıyor olabiliriz? Anlatalım;
İTÜ, eski adıyla Dar'ül Fünun, yeni adıyla İstanbul Teknik Üniversitesi... 240 yıllık bu kurum, geleceğin kentlerine dair çalıştay düzenliyor. Devletin en ilgili kurumu diyerek Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nı davet etmek istiyor. Neticede adında bilim var teknoloji var, sanayi var.
Davetiye hazırlıyor, "elden teslim" edilmek üzere bir İTÜ'lüyle, bakanlığın Sirkeci'deki İl Müdürlüğü binasına yollanıyor. Güvenlik binaya salıyor; İTÜ'lü, elindeki davetiyeyi teslim edecek muhatap arıyor. Bankamatikte maaş gününü bekleyen odalar dolusu insandan, nihayet bir muhatap adı alabiliyor; Melih Bey'e götür!
Bildik Aziz Nesin öykülerindeki traji-komik detaylarla sıkmayalım. Oda oda dolaştırılıp güvenlik soruşturmasından "temize çıkan" İTÜ'lü, nihayet Melih'in yaşadığı yeri bulabiliyor. Amacı değişmedi; Geleceğin Kentleri Çalıştayı için, Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı'na davetiye bırakmak...
Saat 14'te Melih'in yeri bulunuyor fakat kendisi yok; "arkadaşlarıyla yemeğe gitti." İşin garibi, binada Melih'ten başka "davetiye teslim edilecek" adam yok. Netice; Evrak almıyor, Yazı İşleri; "işimiz değil" diyor.
İTÜ'lü gencin bilim, teknoloji ve sanayi kavramlarıyla tanıştığı bu ilk deneyiminde, 2 tespiti var; 1- Teknoloji bakanlığında, teknoloji yok, mail yolu kapalı, 2- Buraya işi düşenler, bırakın Melih'e ulaşmayı, "neden buradasın" sorgusundaki bir yığın insan...
Bizler, vergilerimizle bunlara maaş veriyor, bunlar işten atılmasın, aman katsayısı eksik kalmasın diye bu memurları besliyoruz. Bakanlığını kurduk ama teknolojiye, bilime davetiye dahi çıkaramıyoruz. Sayın Ergün'ün işi çok zor. Zira kem alât ile kemalât olmuyor. Bugünkü dile çevirelim; Melihlerle bilim ve teknoloji olmuyor. Sahi; Melih nerede?