ŞEREF OĞUZ ŞEREF OĞUZ

Ticaretin monşeri değil müşaviri...

Meslek bizi çok dolaştırıyor. Hele ki yurtdışında...
Genelde ekonomik çevrelerle daha fazla temas kurulduğundan bir şekilde büyükelçi, konsolos ve özellikle ticaret müşavirleriyle karşılaşırız.
80'li yıllardan başlayarak günümüze gelen süreçte dış temsilciliklerimizin iş yapma kültüründe ilginç değişime tanık olduğumu söyleyebilirim. Temel değişim o ülkede yaşayan vatandaşlarımıza karşı elçiliklerimizin tutumuna dairdir.
Benim de başıma çok defa gelmiştir. Pasaport kaybından dış ülkelerdeki yurttaşımızın sorunla karşılaşmasına dek pek çok vakada elçiliklerden fazlaca yakınlık görmezdik. Çoğu kez sorun çıkaran vatandaşımızı suçlayan bir tutum içine giren elçilik mensuplarına dair pek fazla şikâyet alırdım.
Sanki sorun çıkararak temsilcimiz oldukları ülkeye karşı ayıp yapmışız gibi ilzam edilir, halkından pek hazzetmeyen monşer kibriyle ötelenirdik.
Ancak bu tutum 10 yıldır kökten değişti. Büyük devlet yurttaşı olmanın konforunu her dış gezide çok net hisseder oldum. Bu arada Başbakan'ın dün bahsettiği ticaret müşavirleri ise pozitif anlamda değişimin örnekleri adeta...
Borusan ile Houston'a geçen ay yaptığımız geziyi hatırlıyorum. Başkonsolos Ferhat Alkan Türk girişimcilerin bu eyaletteki iş fırsatlarını, doktora tezi derecesinde ayrıntılı aktardı bizlere. Ticaret Ataşesi Ergin Yaşar sanki işadamı imiş gibi neredeyse iş planı ayrıntısında sahaya hâkim ve oraya giden girişimcimize destek veriyor.
Güney Afrika, Gürcistan, İspanya, Etiyopya ve diğerleri... Büyükelçilikte oturup Ankara'dan talimat bekleyen "monşer" tarzı eski sürüm ticaret müşaviri değil, ülkemiz çıkarlarını gözeten, iş fırsatlarını araştıran işadamı gayretiyle çalışıyorlar.