MAHMUT ÖVÜR MAHMUT ÖVÜR

Yürüyüş ve demokrasi

Son 10 yılda muhtıralar, darbeler, suikastlar, kumpaslarla birlikte "demokratik" görünümlü, tohumu geçmişte atılan onca "nefret" yüklü sokak yürüyüşlerine ve protestolara da tanık olduk.
Cumhuriyet mitingleri bu yürüyüşlerin ilkiydi. Demokratik mi değil mi diye çok tartışıldı ama arkasından ne geldiğine bir bakın. 28 Nisan e-muhtıra, 367 garabeti, hatta hızını alamayan vesayetçiler seçimlerde yüzde 47 oy alan AK Parti'yi kapatmaya bile kalktı.
Elbette demokrasilerde şiddete başvurmadan demokratik tepki vermekten daha doğal bir şey yok. Ancak işin asıl önemli yanı arka planı. Yani o yürüyüşleri, eylemleri yapanların siyasi misyonu ve hedefleri... Bu niyet okuma değil.
Bugün ortaya demokrasiyi derinleştiren bir siyasi hedef konulmadığı gibi 15 Temmuz kanlı darbe girişimini gölgeleyen bir yaklaşım var. Bunu anlamak için de CHP'nin öncülük yaptığı "adalet" yürüyüşünün başlatıldığı döneme ve gerekçesine bakmak yeterli. Ortada vahim bir durum var.
Bir yanda 15 Temmuz gibi kanlı bir darbe ve işgal girişiminin yol açtığı yaraları var ve yargılamaları sürüyor.
Öte yanda 15 Temmuz'u itibarsızlaştırmak isteyen, davaları sulandırmaya çalışan FETÖ eksenli iç ve dış kuşatmalar.
Tam bu zeminde CHP ne yapıyor? OHAL ilan edilen 20 Temmuz'u darbe ilan edip, FETÖ mağduriyetleri üzerinden siyaset yapıyor.
Bu işte bir gariplik yok mu?
CHP neden 15 Temmuz'u değil de 20 Temmuz'u önceliyor? Bu tercih bile çok şey anlatıyor.
Şu genel doğruyu da görmek gerekiyor; demokratik eylemlerin her zaman demokrasiye yol açtığı söylenemez. Bunun çarpıcı bir örneğini sol kesim iyi bilir.
Şili'de 1973 yılında Augusto Pinochet askeri darbe yaptı. 90 yılına kadar da iktidarda kaldı. Şili halkı inanılmaz acılar yaşadı. O darbeden öncesine bakın, bizde Gezi'cilerin de kullandığı tencere tava eylemleri, kamyoncuların grevi ülkeyi sarsıyordu. Pinochet darbe yaptıktan sonra ne oldu biliyor musunuz? Ülkeyi sarsan o kamyoncu grevinin arkasından CIA'nın devreye soktuğu ITT şirketi çıktı.
Karanlık dehlizlerde darbe ve kaos plancılarının aynı zamanda demokratik eylemleri kullanmayacağını, devreye sokmayacağını kim söyleyebilir?
Bugün siyasetin en önemli sorunlarından biri de ana muhalefet dahil muhalefetin kimlik siyasetini aşıp yeni ve demokrasiyi derinleştiren siyaset üretememesi. Muhalefet değişimci değilse o ülkenin işi zor. Türkiye yıllardır tam da bu sıkıntıyı yaşıyor.
Sabah yazarı Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu'nun şu minvalde bir tespitini hatırlıyorum; "Sizin değişimi savunmanız yetmez, muhatabınızın da değişime hazır olması gerekiyor." Türkiye siyasetinin belki de en önemli açmazlarından biri bu...
Son 15 yılda AK Parti önemli değişimlere imza attı. Ama ne yazık ki, karşısındaki muhalefet değişime açık olmadığı için, onlara rağmen önemli işler yapılmasına rağmen ne yeni bir anayasa yapılabildi, ne de temel sorunlar aşıldı. Bu gerçeği en çarpıcı biçimde Kürt meselesinde yaşadık. Bırakın CHP ve MHP'yi Kürt sosyolojisi üzerinden siyaset yaptığını söyleyen partiler bile çözüm süreçlerine destek vermedi.
Bu siyasi duruşun özeleştirisi yapılmadan, demokrasi ve adalet vaat etmek ne kadar inandırıcı?

***

Vatan Partisi ve FETÖ

Birkaç gün önce "muhalefetin gündeminde neden FETÖ yok?" diye yazdım. Yazıda öncelikle CHP, MHP'den ihraç edilenler ve HDP'den söz etmiştim. Ama tabii ki muhalefet sadece onlardan ibaret değil. Başka muhalefet partileri de var. Ve aralarında Vatan Partisi gibi kararlı FETÖ mücadelesi yürütenler de var. Bunu hatırlatan Vatan Partisi yönetiminden Merdan Aslan'a teşekkürler.