MAHMUT ÖVÜR Sabah MAHMUT ÖVÜR

Fetullahçılar ve Apocular

Bugün Türkiye'nin başına bela olan iki terör örgütü de ilk ortaya kurucularının ismiyle çıkmıştı: Fetullahçılar ve Apocular...
Geriye dönüp bakıldığında hiç de yabana atılacak bir tercih değildi bu ve çok bilinçli bir stratejiydi. Megaloman ve aynı zamanda zeki iki siyasi aktör, "kahramanlaştırılarak" önce örgütte sonra da ülkede etkili oldular. Biri ulaşılmaz "Mehdi"ydi değeri de tartışılmaz "Önder".
Tabi tek benzerlikleri bu değil. Bugün sona eren CHP yürüyüşüne "ortak" destek vermeleri bir yana filmi geriye sardığımızda çok daha fazla ortaklıkları var.
Bugün birinin Batı'dan diğerinin Doğu'dan Türkiye'yi, küresel güçlerin istediği biçimde mengeneye alıp sıkıştırmaları tesadüf değil, stratejik ortak geçmişin bir sonucu.
FETÖ ve Apo, ikisi de soğuk savaş döneminde ortaya çıktılar. CIA'nın denetimindeki MİT'le devletin derin odaklarıyla ilişkilerinin ayrıntıları tam bilinmiyor ama ikisinin de çıkış noktalarındaki ortak örgüt biliniyor: Komünizmle Mücadele Dernekleri...
Gülen, daha 60'lı yılların başında "istihbarat güçleriyle" ilişkiye girmiş ve o yıllar Erzurum'da kurulan ilk Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği yönetiminde görev almış bir isim...
60'ların ortalarından itibaren gelişen ve 70'leri de etkileyen toplumsal olaylarda -Kanlı Pazar gibi- çok ciddi rol oynayan bir örgütten söz ediyoruz.
İşte o tarihlerde bu derneğin müdavimleri arasında biri daha var; Abdullah Öcalan. Dini bütün Öcalan'ın sonradan sola ve Kürt siyasetine yönelmesinde bu derneğin etkisi büyük. Çünkü o da tıpkı Gülen gibi Komünizmle Mücadele Derneği'nin rahlei tedrisinden geçmişti.
Gülen'le Öcalan'ın daha o yıllardaki "Atatürk hayranlıkları" da dikkat çekici. Biri bunu, Erzurum'da din hocasını şikayet ederek, öteki de 1966'da Ankara'ya geldiğinde en çok etkilendiği şeyin Ulus'taki Atatürk heykeli olduğunu söyleyerek gösteriyordu.
Her ikisinin ortaya çıkışları, örgütlenme biçimleri, her koşulda yakalanmadan ayakta kalmaları birbirine çok benziyordu. Hatta çok ters görünse de FETÖ kendi örgütünde "Mehdi", Öcalan ise PKK içinde "Mesih" ilan ediliyordu. MED TV'nin bir programında PKK'lı Ali Haydar Kaytan Öcalan'ın "Mesih" olduğunu açık açık söylüyordu.
Özellikle 80 darbesinden sonra onlarca örgüt lideri yakalanıp içeri atılırken, Gülen ve Öcalan'a hiçbir şey olmuyordu. Biri yurt dışına kaçmayı başarıyor, öteki içeride yakalanmadan o darbeyi atlatıyordu.
Ama en ilginci 1999'da yaşandı. Gülen, içerideki 28 Şubat post modern darbeyi bahane ederek ABD'ye götürülürken, aynı yıl Öcalan da Kenya'da ABD tarafından yakalanıp Türkiye'ye teslim ediliyordu.
Sonraki süreçlerde ise birbirlerine "düşman" görünmelerine rağmen "ortak"lıkları farklı rollerle hep sürdü ve birbirlerini tamamladılar. Bunu görmek için sadece Kürt meselesindeki gelişmelere bakmak yeterli. FETÖ'nün özellikle devlette görünür hale geldiği 2007 yılından sonra yaptıkları bunu kanıtlıyor. FETÖ iki şeyi paralel yürüttü. Bir yandan hükümetin Habur, Oslo ve Çözüm Süreci'yle başlattığı açılımları sabote etti, öte yandan 2009'dan itibaren KCK tutuklamaları, 7 Şubat MİT darbesi ve Uludere tezgahıyla da hükümeti zora sokarak Kürt sosyolojisiyle arasını açtı.
Sonunda nereye geldiler biliyor musunuz? Diyarbakır Belediyesi'nde yaptıkları arka kapı siyasetine...
O günden bu yana, hangi olaya bakarsanız bakın, FETÖ ve PKK birbirini tamamlayan işler yaptı.
FETÖ'nün en son gerçekleştirdiği 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminde bile PKK'ya önemli bir rol verilmişti.
Şimdi iki terör yapısı da biri "dindar" diğeri "antiemperyalist" olmalarına rağmen ABD'nin kucağında ve ikisi de "tesadüfen" CHP'nin yürüyüşüne destek veriyor.
Uğur Mumcu'nun PKK ile ilgili Necip Hablemitoğlu'nun da FETÖ ile ilgili öğrendikleri ve ölümlerine neden olan bu bilgiler gerçekten takip edilseydi, onlara sahip çıkan çevreler bugün bu rolde olurlar mıydı?