MAHMUT ÖVÜR Sabah MAHMUT ÖVÜR

CHP yürüyüşü ve yeni siyaset

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun adalet yürüyüşü nihayet önceki gün İstanbul Maltepe'de bitti. İçeriğine, hedefine ilişkin kaygılarım bir yana, başlaması, sürdürülmesi ve beklenenden daha sorunsuz bitmesiyle demokrasi adına olumlu bir eylem oldu. Böylece, son yıllarda sık karşılaştığımız klasik CHP destekli "militan" sokak eylemlerine de dönüşmeyerek siyasetin "makul"de buluşmasına katkı sundu.
Kuşkusuz başka artıları da var. Başa dönersek, Kılıçdaroğlu yola çıkarken söylediği "diktatörlük" tezini tekzip ederken, Türkiye demokrasisinin testten başarıyla geçmesine de vesile oldu. AB görmez ya neyse... CHP ve Kılıçdaroğlu'nun hanesine yazılanlara gelince... Bu yürüyüş öncelikle CHP içindeki kakofoniyi ve "siyasetsiz muhalefeti" disipline sevk etmeden bitirdiği gibi "hayır" cephesini de en azından şimdilik Kılıçdaroğlu etrafında konsolide ederek yeni adayın kim olacağının işaretini verdi.
Arkasını getirip getirmeyeceği hâlâ belirsiz olsa da şimdiden şu söylenmeye başladı; 2019'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın karşısına Kılıçdaroğlu aday olarak çıkmalı. Bu, hem doğal siyasetin, hem de yeni siyasal sistemin öngördüğü bir sonuç. Ancak, bunun olumlu devam edip etmeyeceği bilinmiyor. Çünkü hem bu yürüyüşe damgasını vuran siyasi akıl hem de Kılıçdaroğlu'nun siyasi geçmişi ve ilişkileri kafalarda derin soru işaretleri yaratıyor. Bir yanda, 15 Temmuz gibi bu ülkeye derin acılar yaşatmış ve beka korkusu oluşturmuş bir darbe girişimi var öte yanda bu gerçeği görmek istemeyen bir siyasi aktör ve kitle var.
Onları motive eden şey de hükümetin OHAL ilan ettiği 20 Temmuz uygulamaları. Yani işten atılmalar, haksız gözaltılar. Elbette bunlar da siyasetin gündemindeki konular. Ancak ortada demokrasiye ve ülkenin geleceğine ilişkin devasa bir tehdit dururken, diğerini öncelemek şüphe yaratıyor. Kılıçdaroğlu'nun konuşması da bu şüpheyi güçlendiriyor. 15 Temmuz darbe girişimini kınıyor, lanetliyor ama asıl haksızlık 20 Temmuz darbesiyle yapıldı, demeye getiriyor. Hatta toptancı bir yaklaşımla darbeye katılan askeri öğrencileri, bir kısım askerleri "masum" olarak sahipleniyor.
Bu yaklaşımı, doğal olarak çok daha vahim bir sonuç yaratıyor. Toplumu, birleştirmiyor tam tersine var olan ayrılığı derinleştiriyor. Bu yüzden bu yürüyüş ve Kılıçdaroğlu'nun söyledikleri 15 Temmuz'da tankların altına yatarak demokrasi destanı yazan ve büyük çoğunluğu milliyetçi, muhafazakâr ve dindar olan sosyolojide bir karşılık oluşturmuyor.
Ortada umut veren yeni bir siyaset vizyonu da yok. İşte bu durum, CHP'nin ve Kılıçdaroğlu'nun en temel çıkmazı... Yürüyüşe karşılığı olmayan bazı muhafazakâr ve milliyetçi siyasi aktörlerin katılması sonucu değiştirmiyor. İstanbul Maltepe'ye gelen kitle ezici çoğunlukla Cumhuriyet mitinglerine Gezi'ye katılan seküler bir kitle... O kitlenin gündeminde 15 Temmuz diye bir şey yok.
İşin bir de HDP boyutu var. O da başka bir açmaz. Bırakın yakın geçmişte PKK'nın terörle, çukur siyasetiyle Türkiye'yi ve Güneydoğu'yu kan gölüne çevirmesini, bugün bölgede AK Partili yerel siyasi aktörler arka arkaya katlediliyor. Tutuklanmadan değil, öldürülmeden söz ediyorum. İspanya'da ETA'nın bir belediye meclis üyesini kaçırıp öldürmesi sivil isyanın fitilini ateşlemişti. Ama ne yazık ki bizde bu konu, bazı siyasilerin, medyanın ve "duyarlı" sivil toplum örgütlerinin hiç gündeminde değil.
Aynı şeyi Suriyeli mültecilere karşı sosyal medya ve eski medyada başlayan dışlayıcı, ötekileştirici tavırda da görüyoruz. Bütün bunlar bir arada düşünüldüğünde durum pek parlak görünmüyor. Keşke görünse...