MAHMUT ÖVÜR MAHMUT ÖVÜR

Dışarıdaki FETÖ okullarına millet sahip çıkmalı

İçinden geçtiğimiz günlerin, en kritik ve en önemli meselesi hiç kuşkusuz FETÖ'ylü mücadeledir. Farklı küresel güçlerin konjonktürel olarak destek verdiği bir terör örgütünden söz etmiyoruz. Karşımızda bizzat yeni küresel emperyalizmin kendi dışındaki tüm ülkeleri içeriden kuşatabilecek, onun aklını taşıyan ve her yolu mubah sayan bir örgüt var. Bu örgütle dünya üzerinde en açık ve sert mücadele yürüten de bir Türkiye var.
Bu kolay bir mücadele değil. İçeride en azından son bir yılda, FETÖ'ye karşı inanılmaz bir hukuki ve siyasi mücadele yürütüldü. Örgüte, eğitim ve iş dünyası üzerinden güç ve can veren ana damarları kesildi. Ancak, hâlâ özellikle siyaset üzerinde ve algı oluşturmada etkinliği sürüyor.
Başta CHP olmak üzere muhalefetin FETÖ'ye can suyu taşıyan "kontrollü darbe" yaklaşımları düşünülenden çok fazla bu ülkenin geleceğini tehlikeye sokuyor. Tabii bu işin sadece ülke içi boyutu... Bir de ülke dışı boyutu var ki, önümüzdeki sürecin en tehlikeli saldırıları büyük olasılıkla dış ülkeler üzerinden yapılacak.
Kimi ekonomik ilişkileri zora sokacak, kimi siyasi gerginlikleri yükseltecek. Zaten başta Almanya olmak üzere birçok AB ülkesi 15 Temmuz'dan bu yana bu saldırıları hayli artırdı. Devlet, siyasi iktidar ve muhalefetin bir kesimi Türkiye'ye yönelik bu saldırılara direniyor ve yer yer karşı atağa da geçiyor ama yetmiyor. Topyekûn bir karşı çıkışa ihtiyaç var.
Devletten siyasete, akademisyenlerden sivil topluma, her kesimin ilişkili olduğu yurtdışı merkezleri harekete geçirmesinin tam zamanı. Bu alanda, çok basit ve çok anlamlı bir çıkış yolu da var. FETÖ yıllar yılı bu ülke insanını, eğitim üzerinden yaptıklarıyla kandırdı. Bir yanıyla iyi eğitim diğer yanıyla Türkiye'yi dünyanın dört bir yanında tanıtma çabası milyonlarca Anadolu insanını heyecanlandırdı.
O heyecanı FETÖ kısa sürede paraya çevirdi. Dünyanın neredeyse 170 ülkesinde anaokulundan üniversiteye kadar onlarca okulu bu sayede açıldı. İşte işin bamteli tam da burası. Çünkü tüm bu okulların ihtiyacı, Türkiye'deki her il veya ilçedeki esnaf ve işadamlarınca karşılandı. Buna Güney Afrika'da tanık oldum. Oradayken bir grup esnaf ve işadamıyla karşılaşmıştım. Erzincanlı ve Çorumlu esnafın Etiyopya ve Mozambik'teki okulların tüm masraflarını karşıladığını öğrenmiş ve çok şaşırmıştım.
Aynı şey diğer iller için de geçerli. Örneğin Denizli yıllar yılı Gürcistan'daki, Isparta Arnavutluk'taki, İzmir Kosova'daki, Adapazarı ise Türkmenistan'daki okulların masraflarını karşılıyordu. Yani bu okulların asıl sahibi milletti. Tüm bunların listeleri devletin elinde olduğu gibi o ülkelerin yetkili makamları da biliyor. Bu ilişkinin nasıl kurulduğunu ve sürdürüldüğünü iyi bilenlerden biri de Kafkasya Vakfı Başkanı Hayati Küçük.
Küçük şöyle diyor: "Ülkemizden, Anadolu'muzun hayırsever insanlarından milyarlarca dolar, yıllardır yurtdışına kayıt dışı çıktı. Şimdi soruyorum, dünyanın dört bir yanında ne varsa bunun yüzde 100'ü bu milletin himmetinden elde edildiğine göre o kurumlar milletin değil mi? O zaman FETÖ'nün elinden bu milletin malını kurtarmak da devletin en önemli görevi ve işi olmalı."
Aslında bu iş yine de millete düşüyor. Tıpkı 15 Temmuz'daki gibi bu kez de millet ayağa kalkmalı, dünyanın dört bir yanındaki okullarına sahip çıkmalı. Bildiğim kadarıyla hepsi de o ülkelere bir veya birkaç kez giden bu insanlar, harekete geçerse devletin elini de güçlendirirler.
15 Temmuz'da canını ortaya koyanlar, bu kez de dünya çapında bir sivil hareket başlatarak hem o okulları FETÖ'nün elinden kurtarabilir hem de o ülkeleri gelecek büyük bir tehditten...