HASAN BÜLENT KAHRAMAN HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Rüzgarların New York’u

Yağmur, rüzgar ve sıcak... Dünyanın en önemli klasik sanat fuarı Tefaf, Maastricht’te düzenleniyor, belki yüz yıldır. Frieze, çok iyi, çok sağlam. Sanatın, lokantaların, rüzgarın şehri NY

30 Nisan 2017

Rüzgarların NY'u. Dün havaalanından eve gelirken NY adeta kaynıyordu. 26 derece olmuş gün içinde. Gece Feridun'la Doğu Nehri kıyısında bir saatten fazla yürüdüğümüzde hava hayli sıcaktı, nemliydi. Bugün donuyoruz.
Öğle üzeri Whitney'in yeni binasına gittik, Whitney Bienali'ni görmek için. Çok güzeldi. Hiç yaratıcı ve heyecanlandırıcı değildi. Ama bugünkü sanatın çok güzel, çok lezzetli örnekleri vardı. Ne yapalım her zaman da deneysel ve öncü sanat olmuyor. Bir işin iyi yapılmış örnekler de önemli. Çıkınca yemek yedik. Açık havada oturduk ve donduk.
Chelsea galeri açık olur sandım. Gittik. Hepsi kapalıydı. Sokakta sadece rüzgar ve uçuşan kağıtlar vardı. Bu defa Batı Nehri'nden yani Hudson'dan gelen soğuk iliğimize işledi. Bu şehir, lokantaların şehri. When Harry Met Sally'de büyük senarist Nora Ephron, "60'larda tiyatro neyse 80'lerde lokantalar odur" dedirtir oyuncusuna. Hâlâ öyle. 'To see and to be seen' (görmek-görülmek için) gidiyor insanlar artık oralara. Her gün sayısız lokanta açılıyor. Sayız lokanta kapanıyor. App'ler var artık bu mekanlar hakkında. Dergiler, kitaplar yayınlanıyor.
Biz de Şükrülerle birlikte şimdi hakkında kitaplar yazılan Balthazar'ın kardeşi Lafayette'e gittik. Pazar akşamının dinginliği çok güzeldi. Keşke şu hava güzel olsaydı da o güzel mahallede, sokaklarda dolaşabilseydik.

1 Mayıs 2017
Union Meydanı'dır benim için NY. Her şey vardır orada aradığım. Hiçbir şey almam gene de o sebze meyve pazarında dolaşmaya şu kadar yılda doyamadım. Başka işler için gittim bu defa. Ama daha metrodan çıkınca 1960'lardan beri kulaklarımda olan 'megafonla/ mikrofonla meydanda konuşan adam' sesi kulaklarıma çarptı. Heykelin altında insanlar toplanmıştı. 1 Mayıs'ı kutluyorlardı. Daha doğrusu 1 Mayıs Amerika'da da kutlansın diye gösteri yapıyorlardı. Çok katıldım politik gösterilere. Hayatım onların içinde geçti.
Bu defa da aynı heyecanı duydum. Fakat bu Amerikan 'gösteri/eğlence' kültürü buralara da yansıyor. Konuşan zenci ne kadar heyecanlı şeyler söylese de meydan bir panayır havasında. Pankartlar, elle dosya kağıdına yazılmış 'talepler'. Trump sonrası Amerika ayakta.

3 Mayıs 2017
Geriye sergiler kalır. Bugün Chelsea'ya ertelenmiş ziyaretimi yaptım. Çok güzel sergiler gezdim. Bir şey dikkatimi çekti. "Resim öldü" diyoruz. Ben tam öyle söylemiyorum. "Resim bugünün ifade ihtiyacına cevap vermiyor" diyorum. Yerleştirmeler, heykel bağlamındaki işler daha önde. Ama bugünün resmi de dönüşüyor. Artık üç boyutu, heykel sandığımız çok şey artık resim. Resmin yeni halleri.
Derken Tefaf! Dünyanın en etkili, en önemli klasik sanat fuarı. Allah'ın unuttuğu Maastricht'te düzenleniyor, belki yüz yıldır. Geçen yıl sonbaharda NY'a geldi. Herhalde çok tutuldu. Şimdi baharda da yapılıyor. Gezince yıllardır içimde sürdürdüğüm eski sanat-yeni sanat çatışması gene ayaklandı. Elbette eski sanatta başka bir derinlik buluyorum. Tıpkı klasik müzik seslerinin derinliği gibi. Başka dünyalardan, adeta görsel bilincimizin tarih öncesi olarak geliyor bana o yapıtlar. Farklı bir çabanın ürünleri.
Modern sanat artık bana bir şey söylemiyor. Önemini yadsımam. Ama beni daha fazla ne karşılıyor ne doyuruyor. Oysa Yunan ve Mısır için aynı şeyleri söyleyemiyorum. O mukayeseyi bir daha yapmayayım. Fakat Yunan sanatının ideaları da bıktırıcı olabiliyor. Ama Mısır her zaman çok canlı, diri, sağlam. Bugünkü sanatı kesinlikle oradan başlayarak okumak isterim. Yunan'dan değil. Gene hayran oldum. O ne ihtişamdır diyeceğim, açılışta gördüğüm, ama o servete hitap edince doğal. Japon suşilerinden nefis sandviçlere kadar şampanyanın su gibi aktığı bir ikram. Gene de çok şey gördüm hayatta ama eline metal eldivenler giymiş, beline bağladığı bir kova içindeki istiridyeleri, istediğiniz zaman, şakır şukur açan (İngilizcede de buna 'shucking' deniyor, 'şaking/şuking' diye okunuyor; aynı ses...) bir adam. Para nelere kadir...

4 Mayıs 2017
En nihayet Frieze. Bir yerde artık güncel sanatın Kabe'si. Herkes orada. Biz de hayli macerayla vardık. Evden Doğu Nehri kıyısından yürüyerek, güzel, ince köprüye kadar gittik. Onu geçtik. Ortasında durduk. Manhattan'a baktık. Ben her benzeri durumda olduğu gibi aklımdan yazdığım birkaç cümlelik/satırlık bir öykü geçirdim. Onu sözcük sözcük yazdım. (Kağıda da geçirmeliyim.)
Adaya vardık. Güzel! Frieze nerede? Adanın öteki yanında. Nasıl geçeceğiz? İki iyi siyahi kadın eşlik ediyor. Asıl yolun başındayız. 20 dakika daha yürümeliyiz. Ama bir buçuk saattir yoldayız. Taksi bulalım. Vızır vızır geçiyorlar. Kimse durmuyor. Otostop yapalım.
Nefis bir Mercedes geçiyor yanımızdan. Öndeki zarif görünüşlü adam bana bakıp gülümsüyor. Merakla izliyor. Gene arabalar geçiyor. Duran yok. Bir Mercedes geldi. Dönüyor. Önümüzde kaldı. Aynı adam. Camı açıyor. "Evet" diyorum "Frieze'e gidiyoruz". İniyor, büyük bir incelikle arka kapıyı açıyor. Orada da biri oturuyor. İyice dibine kayıyor arabanın. Bizi yerleştiriyor. Kapıyı kapıyor. Yerine geçiyor. Çok şık, çok yakışıklı ve nefis bir İngilizceyle konuşuyor. Anlatıyoruz. Özür diliyor. O da. Şoför de. "Amerika'da otostop artık kalmadı. Hele iyi giyimli insanlar hiç yapmıyor. Ben sizi, sanat fuarındayız ya, 'performans yapıyor' sandım. Çok özür dilerim". Bu ne nezakettir, şaşırdım kaldım. Fuar çok iyi. Çok sağlam. Çok güçlü. Geçen yıllardan çok farklı. İyi iş yapmışlar. İlgim Frame bölümündeki genç sanatçılarda. Çok yeni işler var. Çok eski işler de var. Nefis Morris Louise'ler gördüm ki, çok nadirdir.
Fuarın en çekici yanı Afrika, Ortadoğu, Uzakdoğu ve Hindistan sanatıydı. Hepsi çok etkileyiciydi. İkram yok. Büyük Alman sosisleri kızartılıyor bahçede. Gövdeye indiriyoruz. Yıllardan beri ilk kez Coca Cola içiyorum. Buzlu ve limonlu, ince uzun bardakta, çok modern bir içki diyorum bu, kendi kendime. Kimse duymuyor.

5 Mayıs 2017
Aman ne yağmur! Sabah toplantıdan çıktık. İki sokak ötede MoMA'ya gidelim dedik. Vardığımızda, şemsiyelerimize, pardösülerimize rağmen sırılsıklamız. Ayakkabılarım bile su almış. Çaresiz eve dönüyoruz. Yağmur ancak akşamüstü kesiliyor. Kaldığımız bölge sadece insanların. Arabayla 2. Cadde'ye geçiyorum. Orası arabaların, elektronik aletlerin. Lokantada buluşacağız. erkenciyiz. 'Gece yarısı uçuşu'. Uçak bir saat gecikiyor. Gözlerimizden uyku akarak giriyoruz. Havalanıyoruz. NY nerede? Nerede New York?